2026 İşe İade Dosyalarında Kıdem ve İhbar Hesabında Sık Yakalandığımız Noktalar

İşe iade davalarının asıl meselesi iş ilişkisinin geleceği gibi görünse de, dava sonunda tazminat kalemlerinin hesaplanması çoğu zaman dosyanın en çekişmeli alanına dönüşüyor. Büromuzda özellikle son iki yıldır işe iade başvurularının ardından açılan tazminat davalarında, talebin kendisinden çok kıdem ve ihbar tazminatının hesabında ciddi pürüzlerle karşılaşıyoruz. Bu yazıda, 2026 yılında İstanbul ve Anadolu yakasındaki iş mahkemelerinde takip ettiğimiz dosyalarda en çok tartıştığımız hesaplama hatalarını ve bunların nasıl doğabileceğini kendi pratiğimizden hareketle aktarmaya çalışacağız.

Birinci Yanılgı: Giydirilmiş Ücreti Eksik Kurgulamak

Kıdem ve ihbar tazminatının temelini, işçinin iş sözleşmesinde yazan çıplak ücret değil, "giydirilmiş ücret" oluşturuyor. Uygulamada en sık gördüğümüz hata, tazminat hesabına dahil edilmesi gereken ödemelerin sadece maaş bordrosundaki sabit kalemlerden ibaret sanılması. Yemek kartına yüklenen tutarlar, servis ücreti, düzenli ödenen ikramiye, prim ve komisyonlar; hatta ayni olarak sağlanan bazı imkânların parayla ölçülebilen kısmı da giydirilmiş ücrete eklenmek zorunda. Bir müvekkilimizin dosyasında, sözleşmede "yol ücreti" adıyla ayrı bir ödeme yapılırken, işverenin bu ödemeyi "gider karşılığı" diye nitelendirip hesaba katmaması, bilirkişi raporunda tazminatın neredeyse yüzde 15 daha düşük çıkmasına yol açmıştı. Bu noktada dikkat ettiğimiz şey, bordroda görünen her kalemin doğrudan ücret olmadığı, ancak süreklilik ve düzenlilik arz eden ödemelerin tazminat hesabına katılması gerektiğidir. Özellikle 2026 yılı Ocak ve Temmuz zamları sonrasında dosyalarda kullandığımız brüt ücretler, sözleşmedeki güncel ücretle sık sık uyuşmuyor; bu da tazminat talebinde bulunurken dilekçeyi hazırlayan taraf için adeta bir tuzak oluşturuyor.

Kıdem Süresinde Ay Hesabı ve Kesirli Süreler

Kıdem tazminatı hesabında işçinin aynı işverene bağlı olarak geçen süre, yıl üzerinden değerlendiriliyor. Ancak buradaki "süre" hesabı basit bir çıkarma işleminden ibaret değil. Özellikle işçinin işe giriş çıkışlarının farklı tarihlerde olduğu, aralıklı çalıştığı veya ücretsiz izin kullandığı dosyalarda sürenin gün esasına göre hesaplanması gerekiyor. Büromuzda, sözleşmesi 11 ay 26 gün süren bir işçinin kıdem tazminatına hak kazanmak için 365 günü tamamlamadığı gerekçesiyle reddedilen bir talebe tanık olduk. Oysa kıdem tazminatında yıllık değil, oranlama yapılabiliyor. 11 ay 26 günlük çalışma, tam yıla tamamlanacak kadar yakın olduğundan, Yargıtay uygulaması bu tür dosyalarda hak kaybını önlemeye yönelik bir yorum geliştirmiş durumda; ancak mahkemelerin bu konudaki yaklaşımı hâlâ uyuşmazlık yaratabiliyor. Aynı şekilde, ücretsiz izin sürelerinin kıdem hesabından düşülüp düşülmeyeceği konusu da 2026 yılı dosyalarında sıkça gündeme geliyor. İşçinin mazeretsiz devamsızlığı veya idari izinli sayıldığı dönemler borçlanılabilir durumda değilse, bu süreler genellikle kıdem süresinden tenzil ediliyor. İşveren tarafında ise en sık yapılan hata, yıllık ücretli izin sürelerini de tenzil ederek hesap yapmak; bu durumda bilirkişiye itiraz aşamasında düzeltme talebi veriyoruz.

İhbar Süresi ve İşe Başlatmama Kararı Arasındaki Bağlantı

İhbar tazminatı hesabında, işe iade davası sonrasında işverenin işçiyi davet etmesi veya etmemesi belirleyici oluyor. 2026 yılında uygulamada en çok karşılaştığımız karışıklık, mahkemece işe iade kararı verilen dosyalarda işçinin süresinde işe başlamak için başvuruda bulunması ve işverenin de işe başlatmama yönünde tutum sergilemesi sonrası ortaya çıkıyor. Bu durumda işçinin kıdem ve ihbar tazminatına ek olarak "işe başlatmama tazminatı" (dört ila sekiz aylık ücret tutarı) ve boşta geçen sürelere ilişkin "en çok dört aya kadar ücret ve diğer haklar" ödenmesi gerekir. Ancak birçok dosyada bu dört aylık boşta geçen süre, kıdem süresine eklenmiyor. Yargı kararlarında, işe iade davası sonucunda işçinin işe başlatılmaması hâlinde, iş ilişkisinin fesih tarihi itibarıyla sona erdiği kabul ediliyor ve boşta geçen süre kıdem tazminatı hesabına dahil edilmiyor. Biz de müvekkillerimize bu ayrımı net biçimde anlatmak zorunda kalıyoruz; çünkü halk arasında "dava sürerken geçen süre de kıdeme sayılır" yönünde yerleşmiş bir algı var. Bu algı, dava dilekçesindeki talep sonuc