2026 Yılında İstanbul Aile Mahkemelerinde Anlaşmalı Boşanma Davalarında En Sık Karşılaştığımız Hatalar

İstanbul’da anlaşmalı boşanma denildiğinde akla ilk gelen, tarafların uzlaştığı ve mahkemenin de bu uzlaşıyı onayladığı hızlı bir süreçtir. Ancak büromuzun son iki yıldır İstanbul Adliyesi’ndeki Aile Mahkemeleri’nde takip ettiği dosyalarda, işin mutfağında işlerin hiç de böyle yürümediğini görüyoruz. Müvekkillerimiz genellikle “anlaştık, imzaları atarız, biter” düşüncesiyle geliyor. Oysa protokol metnindeki küçük bir eksiklik veya beyanlardaki bir tutarsızlık, dosyanın tensip zaptından önce eksiklik kararıyla dönmesine ya da duruşmanın ileri bir tarihe atılmasına neden olabiliyor. Bu yazıda, 2026 yılı itibarıyla İstanbul Aile Mahkemeleri’nin uygulamalarında en çok karşılaştığımız ve dava sürecini uzatan tipik hataları, dosya üzerinden edindiğimiz deneyimlerle aktarmaya çalışacağız.

1. Protokolde Velayet ve Kişisel İlişki Düzeninin Eksik veya Çelişkili Kurulması

Anlaşmalı boşanma protokollerinde en sık gördüğümüz hata, velayet düzenlemesinin yalnızca “velayet anneye verilmiştir” cümlesiyle sınırlı bırakılmasıdır. Oysa İstanbul Aile Mahkemeleri, özellikle çocuğun üstün yararı ilkesi gereği, velayetin kime verildiğinden ziyade velayeti almayan tarafın çocukla kişisel ilişkisinin nasıl kurulacağını, bayram, tatil ve yılbaşı gibi özel günlerdeki paylaşımı, hatta okul dönemindeki hafta içi görüşmeleri net biçimde görmek istiyor. 2026 başında takip ettiğimiz bir dosyada, protokolde yalnızca “her ayın ilk hafta sonu baba ile görüşebilir” yazıyordu. Mahkeme, bu düzenlemeyi “belirsiz” bularak taraflara ek dilekçe sunmaları için süre verdi. Bu da tek celsede bitmesi beklenen davayı üç aya uzattı. Pratikte, velayet düzenlemesi yapılırken çocuğun yaşı, okul durumu ve ebeveynlerin ikamet adresleri arasındaki mesafe gibi somut verilerin protokole işlenmesi, mahkemenin onay sürecini ciddi şekilde hızlandırıyor.

2. Nafaka Miktarının ve Ödeme Şeklinin Somutlaştırılmaması

Bir diğer yaygın hata, iştirak nafakası veya yoksulluk nafakasının miktarının belirlenmesinde tarafların “makul bir miktar” ifadesiyle yetinmesidir. Mahkemeler, tarafların üzerinde anlaştığı miktarı aynen kabul etmek zorunda değildir; ancak protokolde miktar açıkça yazılmamışsa veya ödeme günü, ödeme kanalı (elden mi, banka havalesi mi) belirtilmemişse, bu durum ileride icra takibine konu olacak bir belirsizlik yaratır. İstanbul uygulamasında, özellikle son dönemde hâkimlerin, nafakanın her ayın belirli bir gününde ve hangi hesaba yatırılacağının protokolde açıkça düzenlenmesini beklediğini görüyoruz. Ayrıca, nafakanın artırılmasına ilişkin bir hüküm yoksa, enflasyon karşısında müvekkillerin birkaç yıl sonra yeniden dava açmak zorunda kaldığını da hatırlatmak isteriz. Bu nedenle protokol hazırlarken nafakanın yıllık yeniden değerleme oranında artırılacağına dair bir madde eklemeyi ihmal etmiyoruz.

3. Boşanma Protokolü ile Mal Rejimi Tasfiyesi Arasındaki Bağın Kurulamaması

Anlaşmalı boşanmanın en kritik noktalarından biri, tarafların mal rejimi tasfiyesinden doğan taleplerden feragat edip etmedikleridir. Uygulamada sıkça karşılaştığımız durum, protokolde “taraflar birbirlerinden gayrimenkul, araç ve banka hesaplarına ilişkin hiçbir alacak talepleri yoktur” şeklinde genel bir ibareye yer verilmesine rağmen, bu ibarenin hangi mal rejimini kapsadığının açıkça yazılmamasıdır. Örneğin, taraflar 2002 sonrasında evlendiyse yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. Ancak protokolde “mal rejiminin tasfiyesine ilişkin taleplerin feragat edildiği” belirtilmezse, ileride taraflardan biri katılma alacağı davası açabilir. İstanbul Aile Mahkemeleri, bu tür genel feragat ibarelerini tek başına yeterli görmüyor; özellikle taşınmaz varsa, taşınmazın tapu bilgilerinin ve hangi tarafa kalacağının protokolde açıkça düzenlenmesini istiyor. Bu konudaki eksiklik, davanın esasına girilmeden önce tarafların ek beyanda bulunmasına neden oluyor.

4. Duruşma Günü Tarafların Bizzat Hazır Bulunmaması

Anlaşmalı boşanma davasının en önemli şartlarından biri, tarafların duruşmada bizzat hazır bulunması ve iradelerinin mahkeme huzurunda açıklanmasıdır. Vekil aracılığıyla dava açılsa bile, hâkim tarafları bizzat dinlemek ister. 2026 yılı itibarıyla İstanbul’daki bazı mahkemelerin, özellikle yoğunluk nedeniyle, duruşmaya gelmeyen tarafın yokluğunda anlaşmalı boşanma kararı vermekten kaçındığını ve davayı “dava şartı yokluğu” nedeniyle reddettiğini gözlemliyoruz. Bu durum, müvekkillerin “avukatımız gider, biz gitmeyiz” düşüncesiyle hareket etmesinden kaynaklanıyor. Oysa Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesi, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbest olduğunu tespit etmesini zorunlu kılar. Bu nedenle müvekkillerimize duruşma gününü mutlaka not almalarını ve iş seyahatlerini buna göre planlamalarını özellikle hatırlatıyoruz.

5. Protokolde Çocuğun Soyadı ve Nüfus Kaydına İlişkin Düzenleme Yapılmaması

Çocuğun velayetinin anneye verildiği durumlarda, annenin çocuğun soyadının değiştirilmesi talebi sıklıkla protokole eklenmek isteniyor. Ancak burada önemli bir hukuki engel var: Boşanma davasında çocuğun soyadının değiştirilmesine karar verilemez. Bu, ancak ayrı bir davada ve ancak haklı sebeplerin varlığı halinde talep edilebilir. Buna rağmen müvekkillerimizin bir kısmı, protokole “çocuğun soyadının anne ile aynı olmasına” dair bir madde eklenmesini ısrarla istiyor. Mahkemeler bu tür talepleri reddediyor ve bu durum, taraflar arasında gereksiz bir gerginlik yaratıyor. Biz de bu konuda müvekkillerimizi önceden bilgilendirerek, sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlıyoruz.

6. Islah ve Ek Protokol Süreçlerinin Göz Ardı Edilmesi

Bazı durumlarda, dava açıldıktan sonra tarafların üzerinde anlaştığı bazı hususlar değişebiliyor. Örneğin, duruşma öncesinde taraflardan biri iş değiştiriyor ve nafaka miktarının düşürülmesini istiyor. Bu durumda, tarafların mahkemeye sunmuş olduğu ilk protokolün geçerliliğini koruduğunu ve yeni bir anlaşma yapılmışsa bunun mutlaka ıslah dilekçesi veya ek protokol ile mahkemeye bildirilmesi gerektiğini görüyoruz. İstanbul Aile Mahkemeleri, duruşma sırasında sözlü olarak yapılan değişiklik taleplerini genellikle dikkate almıyor; bu taleplerin yazılı ve imzalı bir protokol ile sunulmasını bekliyor. Bu sürecin atlanması, kararın temyiz edilmesine veya tarafların yeniden dava açmasına yol açabiliyor.

Sonuç

Anlaşmalı boşanma, doğru kurgulanmış bir protokol ve sürecin gerekliliklerine uygun hareket edilmesi halinde taraflar için en az yıpratıcı olan boşanma türüdür. Ancak İstanbul’daki mahkemelerin yoğunluğu ve uygulamadaki katılık, küçük hataların büyük zaman kayıplarına dönüşmesine neden olabiliyor. Bu nedenle, dava açılmadan önce protokol metninin bir aile hukuku uzmanı tarafından incelenmesi, duruşma gününün planlanması ve tarafların bizzat katılımının sağlanması, sürecin tek celsede tamamlanması için kritik önem taşıyor. Büromuzda, bu tür dosyalarda müvekkillerimizi yalnızca hukuki süreç hakkında bilgilendirmekle kalmıyor; aynı zamanda mahkeme pratiğini de aktararak sürecin öngörülebilir bir şekilde ilerlemesine yardımcı oluyoruz.