Soruşturmanın İlk Gününde Kurulan Cümleler Sonradan Dosyayı Belirliyor

Sosyal medya paylaşımlarına dayanan soruşturmalarda dosyanın kaderi çoğu zaman iddianame aşamasında değil, ilk ifade ve arama tutanağı aşamasında belirleniyor. Büromuza 2026 yılı içinde gelen dosyaların önemli bir kısmında, maddi vakıa tartışmasından önce usul sakatlığı tartışması yapmak zorunda kaldık. Paylaşımın hukuki nitelendirmesi (örneğin hakaret, halkı yanıltıcı bilgi yayma, terör propagandası veya müstehcenlik suçlamaları) ne olursa olsun, aynı beş usul hatası farklı suç tiplerinde tekrar ediyor. Aşağıda bu hataları, dosyalarda bizzat gördüğümüz şekliyle ve savunma stratejisine etkisiyle ele alıyoruz.

1. Paylaşımın Bütününün Değil, Ekran Görüntüsünün Delil Olarak Dosyaya Girmesi

Uygulamada en sık gördüğümüz hata, paylaşımın bağlamından koparılmış tek bir ekran görüntüsü üzerinden soruşturma yürütülmesidir. Bir gönderinin altındaki yorumlar, alıntılanan içerik, gönderinin paylaşıldığı tarih ve saat, hesabın o dönemdeki görünürlük ayarı (herkese açık, yalnızca takipçilere, kapalı grup) sıklıkla dosyaya hiç girmez. Oysa bu unsurlar hem kastın tespitinde hem de ifade özgürlüğü sınırının belirlenmesinde belirleyici oluyor.

Savunma açısından pratik sonuç şudur: Soruşturma dosyasına yalnızca ekran görüntüsü konulmuşsa, biz öncelikle içeriğin tamamının, etkileşim kayıtlarının ve paylaşımın kime ulaştığının tespitini talep ediyoruz. Aksi halde savcılık, cümlenin bağlamını bilmeden ağır bir nitelendirmeye gidebiliyor; bu nitelendirme iddianameye taşındığında mahkeme aşamasında düzeltmek çok daha maliyetli hale geliyor.

2. İfade Alma Sırasında Gönderinin Kim Tarafından Paylaşıldığının Netleştirilmemesi

Hesap sahipliği ile fiilî paylaşım arasındaki ayrım, dosyalarda en çok atlanan noktalardan biri. Müvekkil hesabın kendisine ait olduğunu kabul etse bile, paylaşımın o an kim tarafından yapıldığı, hesabın başka kişilerle paylaşılıp paylaşılmadığı, cihaz bilgisi ve oturum kayıtları çoğu zaman sorulmadan ifade tutanağı kapatılıyor. Sonradan "hesabı ben kullanmıyordum" savunması, ilk ifadede bu yönde bir açıklama yapılmadığı için inandırıcılık tartışmasına dönüşüyor.

Büromuzda bu tür dosyalarda ifade öncesi hazırlıkta şu üç soruyu mutlaka netleştiriyoruz: paylaşım hangi cihazdan yapıldı, hesaba o tarihte kimlerin erişimi vardı, paylaşım silinmişse silinme zamanı neydi. Bu bilgiler hem kolluk hem savcılık aşamasında talep edilmediğinde, savunma sonradan bunları ispatlamak zorunda kalıyor.

3. Arama ve El Koyma Kararının Kapsamının Belirsiz Bırakılması

Dijital materyal aramalarında kararın kapsamı sıklıkla "sosyal medya hesapları ve elektronik cihazlar" gibi geniş ifadelerle yazılıyor. Uygulamada bu, evdeki tüm telefonlara, aile bireylerinin kullandığı cihazlara ve iş bilgisayarına el konulması sonucunu doğuruyor. Oysa el koyma kararının konusu, suçlamayla ilgili belirli hesaplar ve belirli zaman aralığıyla sınırlı olmalı.

Dosyalarda gördüğümüz tipik sonuç şu: El konulan cihazların imajı alınırken kapsam dışı veriler de inceleme raporuna giriyor ve soruşturma, başlangıçtaki paylaşımdan tamamen farklı suçlamalara doğru genişliyor. Bu noktada savunmanın ilk refleksi, el koyma kararının kapsamı ile inceleme raporunun kapsamını karşılaştırmak ve kapsam dışı delillerin dosyadan çıkarılmasını talep etmek olmalı. Bu talebi duruşma aşamasına bırakmak, delil değerlendirmesi yapıldıktan sonra sonuç almayı zorlaştırıyor.

4. Gözaltı ve Tutuklama Değerlendirmesinde Ölçülülüğün Tartışılmaması

Sosyal medya paylaşımına dayanan soruşturmalarda gözaltı kararı verilirken, paylaşımın niteliği ile seçilen koruma tedbirinin ağırlığı arasındaki orantı çoğu zaman gerekçede hiç ele alınmıyor. Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla gerekçe, "delillerin karartılması şüphesi" gibi kalıp ifadelerle kuruluyor; paylaşımın tarihi, silinip silinmediği, hesabın hâlâ aktif olup olmadığı gibi somut veriler gerekçeye yansımıyor.

Bu noktada savunmanın yapması gereken, salt "suç unsuru yok" savunmasına sıkışmak yerine, adli kontrol gibi daha hafif tedbirlerin neden yeterli olacağını somut olgularla ortaya koymaktır. Paylaşımın silinmiş olması, hesabın kapatılması, müvekkilin yerleşim yeri ve iş durumu gibi unsurlar, ölçülülük değerlendirmesinde doğrudan kullanılabiliyor. Bu argümanları ilk itiraz dilekçesinde kurmak, sonraki aşamalarda dosyanın seyrini değiştiriyor.

5. Bilirkişi İncelemesinde Yöntem ve Zincir Kaydının Sorgulanmaması

Dijital delil dosyalarında en teknik ama en belirleyici hata, incelemenin nasıl yapıldığının sorgulanmaması. Hangi yazılımla imaj alındığı, hash değerlerinin tutulup tutulmadığı, incelemenin el konulan orijinal cihaz üzerinde mi yoksa kopya üzerinde mi yapıldığı raporlarda sıklıkla belirsiz kalıyor. Bir dosyada, paylaşımın tarih ve saat bilgisinin cihaz saat dilimi ayarından bağımsız olarak raporlandığını gördüğümüzde, paylaşımın suç tarihiyle ilişkisi baştan tartışmalı hale geliyor.

Büromuzda bu tür raporlara itiraz ederken üç noktayı ayrı ayrı vurguluyoruz: incelemenin yöntemi, delilin bütünlüğünün nasıl korunduğu ve raporun hangi somut veriye dayandığı. Yeni bir bilirkişi incelemesi talebi, soyut "rapora itiraz ediyoruz" cümlesinden çok daha etkili sonuç veriyor; çünkü mahkeme somut bir teknik eksiklik görmek istiyor.

Uygulamada Savunmanın Öncelik Sırası

Dosyalarda gördüğümüz bu beş hata, birbirinden bağımsız değil; biri düzeltilmediğinde diğerleri zincirleme büyüyor. Ekran görüntüsü eksik alınmışsa hesap sahipliği tartışması sağlıklı yürümüyor; el koyma kapsamı belirsizse bilirkişi raporu da kapsam dışına taşıyor.

Bu nedenle sosyal medya paylaşımına dayanan bir soruşturmada savunmayı şu sırayla kuruyoruz: önce delilin elde ediliş biçimi ve kapsamı, sonra paylaşımın bağlamı ve faillik, en son içeriğin hukuki nitelendirmesi. Sıralamayı tersine çevirmek, yani doğrudan "bu söz suç değildir" tartışmasına girmek, çoğu dosyada usul itirazlarının öne geçmesi gereken aşamada savunma zemini kaybettiriyor.

Somut bir öneri olarak, ifade öncesi hazırlıkta paylaşımın tam çıktısını, hesap erişim geçmişini ve varsa silme kayıtlarını kendi imkânlarımızla belgelemek; arama tutanağını karar kapsamıyla madde madde karşılaştırmak; bilirkişi raporunda yöntem ve zincir kaydı bölümlerini ayrıca işaretlemek gerekiyor. Bu adımlar atıldığında, soruşturmanın seyri genellikle nitelendirme tartışmasına değil, delilin hukuka uygunluğu tartışmasına kayıyor; bu da savunma açısından çok daha sağlam bir zemin oluşturuyor.