2026'da Uluslararası İade Taleplerinde En Sık Karşılaştığımız 5 Usul Hatası
Son iki yıldır özellikle yurt dışında bulunan ve ağır ceza soruşturmalarına konu olan kişilerin iadesi talepleriyle ilgili dosya sayımız belirgin şekilde arttı. Uluslararası iade, kâğıt üzerinde basit bir “gönderme” işlemi gibi görünse de; ikili anlaşmalar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 6706 sayılı Kanun ve Adli Yardımlaşma ve İade Yönetmeliği’nin iç içe geçtiği çok katmanlı bir süreç. Büromuzda bu alanda gördüğümüz dosyalarda, iadenin asıl sorununun çoğunlukla suçun niteliğinden değil, usul adımlarındaki küçük ama kritik hatalardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Aşağıda, 2026 yılında büromuza gelen iade taleplerinde ve bu taleplere karşı yürüttüğümüz savunmalarda en sık karşılaştığımız beş usul hatasını paylaşıyoruz.
1. İade Talebine Eklenen Belgelerin Tercüme ve Onay Zincirindeki Eksiklikler
İade talebinin dayanağı olan belgelerin eksiksiz sunulması, sürecin en kritik ama en çok ihmal edilen aşaması. Türkiye’ye yönelen taleplerde, talep eden devletin adli makamlarınca düzenlenen karar, iddianame veya tutuklama kararının aslı ya da onaylı örneği ile birlikte Türkçe tercümesinin sunulması zorunlu. Ancak uygulamada, bu belgelerin apostil şerhi, noter onayı veya konsolosluk tasdiki gibi işlemlerden geçip geçmediği sıklıkla gözden kaçıyor.
Geçen yıl büromuzda yürüttüğümüz bir dosyada, talep eden ülke, hakkında yakalama kararı bulunan müvekkilimizin mahkumiyet kararını göndermişti. Kararın altında apostil şerhi vardı ancak kararın Türkçe tercümesi yeminli tercüman tarafından değil, yalnızca noter onaylı bir çeviri bürosunca yapılmıştı. İade yargılamasında bu durum, tercümenin resmi belge niteliği taşımadığı gerekçesiyle ciddi bir itiraz konusu oldu. İade talebinin esasına geçilmeden önce bu eksikliğin giderilmesi, yargılamayı aylarca uzattı. Bu nedenle, iade talebine konu belgelerin Türkçeye çevirisinin yeminli tercüman tarafından yapılması ve apostil şerhinin ülke mevzuatına uygun şekilde tasdik edilmesi gerektiğini her dosyada yeniden hatırlıyoruz.
2. “İade Edilebilir Suç” Değerlendirmesinde Suç Vasfının Yanlış Belirlenmesi
Uluslararası iade hukukunun temel ilkelerinden biri olan “çifte suçluluk” (dual criminality), iade talebine konu eylemin hem talep eden devletin hem de Türkiye’nin hukukunda suç sayılmasını ifade eder. Ancak pratikte bu kriter, suç tiplerinin isimleriyle değil, eylemin hukuki nitelendirilmesiyle değerlendiriliyor. Talep eden devlet, eylemi kendi mevzuatına göre “örgüt kurma” olarak nitelendirmişken; Türk Ceza Kanunu karşısında bu eylemin suç oluşturmayabileceği veya farklı bir suç tipine girilebileceği durumlar ortaya çıkıyor.
Bir müvekkilimize yönelik iade talebinde, talep eden ülke eylemi “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” olarak nitelemişti. Ancak dosyadaki deliller, müvekkilimizin örgüt kurma yönünde bir iradesi bulunmadığını, yalnızca ticari bir işlem için aracılık yaptığını gösteriyordu. Türk mahkemesi, bu eylemi TCK’daki örgütlenme suçları kapsamında değerlendirmedi ve iade talebini reddetti. Bu tür durumlarda savunma tarafının yapması gereken, iade talebine konu eylemi Türk ceza hukukundaki suç tipleriyle birebir karşılaştırmak ve talep eden devletin hukuki nitelendirmesine bağlı kalmadan maddi olayı ortaya koymaktır. Uygulamada, bu değerlendirmenin eksik yapılması, iadenin kabul edilmesine neden olabiliyor.
3. Savunma İçin Tanınan Sürelerin Iskalanması: Vekaletname ve Yetki Belgesi
İade yargılaması, olağan ceza yargılamasından farklı olarak çok daha kısa sürelere tabidir. 6706 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca, iade talebi hakkında karar verilmesi için kanunda belirlenen süreler oldukça sınırlıdır. Bu süreçte en sık karşılaştığımız hatalardan biri, müvekkilin yurt dışındaki vekaletnamesinin Türkiye’deki avukata süresi içinde ulaştırılmaması ya da vekaletnamede iade yargılamasını yürütme yetkisinin açıkça belirtilmemesidir.
Vekaletnamede “iade yargılamasında müvekkili temsil etme” yetkisi açıkça yer almıyorsa, bu vekaletnameyle iade duruşmasına katılamıyoruz. Geçtiğimiz yıl bir dosyada, müvekkilimizin yurt dışındaki avukatı, Türkiye’deki meslektaşına gönderilmek üzere genel yetki içeren bir vekaletname düzenlemişti. İade duruşmasının ilk celsesinde vekaletnameyi incelediğimizde, “iade yargılaması” ifadesinin geçmediğini fark ettik. Mahkeme, bu eksikliğin giderilmesi için kısa bir süre verdi ancak yurt dışındaki noter işlemleri ve konsolosluk onayı süreci, ayrılan sürenin çok üzerinde bir zaman aldı. Bu tür gecikmeler, müvekkilin tutuklu ya da gözaltında geçirdiği süreyi doğrudan etkiliyor. Vekaletname düzenlenirken iade sürecine özgü açık yetkilerin yer alması, savunmanın etkinliği açısından olmazsa olmaz.
4. İnfaz Kurumundaki Disiplin Soruşturması ile İade Yargılamasının İç İçe Geçirilmesi
Son dönemde gündemde olan ve büromuza da yansıyan bir diğer konu, iade süreci devam eden kişilerin tutulduğu ceza infaz kurumlarında yaşanan isyan veya toplu eylemler sonrasında başlatılan disiplin soruşturmalarıdır. Bu disiplin süreçleri, iade yargılamasından bağımsız olmasına rağmen uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılıyor.
Müvekkillerimiz, infaz kurumunda meydana gelen bir olaya karışmadıkları halde, olay sırasında o bölgede bulundukları gerekçesiyle disiplin cezasına maruz kalabiliyor. Disiplin cezaları, koşullu salıverilme veya denetimli serbestlik sürelerini etkileyebildiği gibi, iade yargılamasında da mahkeme tarafından olumsuz bir kanaat oluşturabiliyor. Oysa disiplin soruşturmaları, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile İnfaz Kurumlarının Yönetimi ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile ilgili düzenlemelere tabi. İade yargılaması ise 6706 sayılı Kanun hükümlerine göre yürüyor. Bu iki sürecin birbirinden ayrılması ve savunmanın her iki alanda da ayrı ayrı yürütülmesi gerekiyor.
Bir dosyamızda, iade talebiyle ilgili karar duruşmasından önce, cezaevinde yaşanan bir isyan sırasında müvekkilimizin de isyana katıldığı iddiasıyla disiplin cezası verilmişti. Müvekkilimiz aslında isyanı söndürmeye çalışanlar arasındaydı. Ancak cezaevi idaresi tarafından tutulan tutanaklar, olayı karıştıranlar arasında müvekkilimizin de adını yazmıştı. Bu tutanak, iade yargılamasındaki dosyaya da girmişti. Biz, disiplin soruşturmasına itiraz ederek müvekkilimizin cezasını iptal ettirdik ve iade yargılamasındaki dosyadan da bu tutanağın çıkarılmasını sağladık. Bu süreç, iadenin reddedilmesinde doğrudan etkili oldu. Bu nedenle, iade talebiyle ilgili dosyalarda yalnızca iade hukukuna değil, infaz hukukuna da hâkim olmak gerekiyor.
5. Diplomatik Güvence Mektuplarının Zamanında Temin Edilmemesi
İade taleplerinde, iade edilecek kişinin iade sonrasında işkence veya kötü muameleye maruz kalmayacağına ilişkin güvence verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla kabul edilen bir zorunluluk. Özellik
Önemli Not
Yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; kesin hukuki görüş, tavsiye veya yönlendirme olarak değerlendirilmemelidir.
Her somut olay farklıdır. Hukuki bir karar vermeden önce mutlaka avukat desteği alın.