Enflasyon verilerinin açıklandığı haftalar, büromuzda ticari sözleşme dosyalarının telefonlarının en yoğun çaldığı dönemlerdir. Müvekkillerimizin büyük bölümü, açıklanan endeks rakamını görür görmez "artık bu sözleşme çekilmez, uyarlama davası açıyoruz" düşüncesiyle bize ulaşıyor. Ancak dosyayı açtığımızda ya sözleşmede daha önce alınmış bir riski üstlenme iradesiyle, ya da dava dilekçesindeki teknik bir tercih hatasıyla karşılaşıyoruz. Aşağıda, son dönemde uygulamada en sık yakalandığımız altı hatayı, dosya üzerinden gözlemlerimizle paylaşıyoruz.
1. Endeks açıklanmasını tek başına "beklenmeyen hal" saymak
Uygulamada en yaygın hata, enflasyon oranının açıklanmasını sanki o gün doğmuş bir olgu gibi ele alıp dilekçeye "öngörülemeyen fiyat artışı" yazmak. Oysa ülkemizde yüksek enflasyon on yılı aşkın süredir bilinen, taraflarca fiyatlamaya yansıtılması beklenen bir olgudur. Mahkemeler, sözleşmenin kurulduğu tarihteki ekonomik koşulları ve o dönemdeki enflasyon eğilimini dosyaya getirtmeden bu iddiayı kabul etmiyor. Bir ticari sözleşmede uyarlama isteniyorsa, artışın "öngörülemez" değil "öngörülmüş ancak katlanılamaz hale gelmiş" olduğunu göstermek çok daha sağlam bir zemin. Müvekkil bize "geçen yıl bu oran yoktu" dediğinde, ona son üç yılın endeks serisini birlikte okuduğumuzda tablo hızla netleşiyor.
2. Sözleşmedeki fiyat uyarlama ve endeksleme klozunun okunmaması
Dosyalarda en çok zaman kaybettiren hata budur: Taraflar sözleşmeye akaryakıt, kur, hammadde veya TÜFE kaynaklı bir güncelleme maddesi koymuş, ancak uyuşmazlıkta bu madde hiç tartışılmıyor. Uygulamada hakim, önce sözleşmede özel bir uyarlama mekanizması olup olmadığına bakıyor. Eğer varsa, artık genel hükümlere dayalı bir uyarlama değil, sözleşmenin kendi mekanizmasının işletilmesi tartışılıyor. Bu nedenle uyarlama talebiyle gelen müvekkile ilk sorduğumuz soru şu: "Sözleşmede fiyatı güncelleyen bir madde var mı, varsa hangi endeks, hangi dönem, hangi bildirim süresi?" Cevap netleşmeden dava açmak, sonradan ıslah gerektiren ya da talebin reddine yol açan bir süreç doğuruyor.
3. Uyarlama ile ifanın imkânsızlığını karıştırmak
Uygulamada sık karşılaştığımız bir diğer hata, aşırı ifa güçlüğü ile ifa imkânsızlığını aynı dilekçede iç içe kullanmak. Aşırı ifa güçlüğünde borç sona ermez; koşullar değiştiği için hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması istenir. İmkânsızlıkta ise borç ifa edilemez hale gelir ve sonuçları farklıdır. Bu ayrım, hem talebin niteliğini hem de faiz, temerrüt ve cezai şart tartışmalarını doğrudan etkiliyor. Bir dosyada, tedarik zincirindeki kesinti nedeniyle teslim edilemeyen mallar için açılan davada müvekkilin dilekçesi "ifası imkânsız hale geldi" derken, talep kısmında "sözleşmenin uyarlanmasını" istiyordu. Bu tür çelişkiler, karşı tarafın ilk cevap dilekçesinde hemen kullanılıyor.
4. Uyarlama davasını beklemeden tek taraflı fiyat artırmak veya teslimi durdurmak
Müvekkillerde en sık gördüğümüz refleks şu: Enflasyon verisi açıklandı, tedarikçi tek taraflı olarak fiyatı yükseltip faturayı kesiyor ya da alıcı ödemeyi kendi belirlediği oranda yapıyor. Oysa uyarlama hakkı, kural olarak mahkeme kararıyla veya tarafların anlaşmasıyla kullanılır; tek taraflı müdahale çoğu zaman sözleşmeye aykırılık oluşturur ve karşı tarafa fesih ya da tazminat hakkı doğurur. Uygulamada, "ben zaten haklıyım, mahkeme arkamda olur" diyerek teslimi durduran bir tedarikçinin, sonradan uyarlama davasını kazansa bile temerrüt ve cezai şart nedeniyle ciddi bir tazminat yüküyle karşılaştığı dosyalar var. Doğru yol, önce ihtar ve yeniden müzakere, ardından gerekirse uyarlama talebiyle dava açmak; bu süre boyunca edimin sürdürülmesini ayrıca değerlendirmek.
5. Dava açma zamanlamasında geç kalınması ve zamanaşımı tartışması
Uygulamada bir başka tipik hata, uyarlama talebinin aylarca ertelenmesi. Bir yandan ödeme yapılıyor, diğer yandan "nasıl olsa enflasyon düşmez" düşüncesiyle bekleniyor. Ancak uyarlama davasında, koşulların değiştiği iddiasının hangi tarihe dayandığı ve davanın hangi dönem için açıldığı büyük önem taşıyor. Geçmiş dönemlere yönelik talepler, ifa edilmiş edimler bakımından geriye dönük uyarlama tartışması doğuruyor. Ayrıca, ticari işlerde faiz ve temerrüt hesabı, davanın açıldığı tarihe göre ciddi biçimde değişiyor. Bir dosyada, taraflar arasındaki yazışmalar ve fatura itirazları incelenmeden dava açıldığı için, hangi dönem için hangi oranın uygulanacağı ilk celsede tartışma konusu olmuştu. Bu nedenle uyarlama iradesi doğduğunda, önce yazılı ihtar ve kayıt altına alma, ardından sürenin geciktirilmemesi gerekiyor.
6. Talep sonucunun ve delil yapısının belirsiz bırakılması
Son olarak, uygulamada en çok canımızı yakan hata: "Sözleşmenin uyarlanmasına" gibi soyut bir taleple dava açılması. Mahkeme, hangi edimin, hangi oranda, hangi tarihten itibaren uyarlanacağını görmek istiyor. Bunun için de dosyaya sözleşme, fiyat listeleri, tedarik maliyetleri, akaryakıt veya hammadde faturaları, kur hareketleri ve endeks verileriyle somut bir hesap sunulması gerekiyor. Bilirkişi raporu bu hesabı doğrulamadığında, talep reddedilebiliyor. Bir dosyada müvekkilin sunduğu tek belge, genel bir maliyet artışı tablosuydu; mahkeme, hangi kalemin ne kadar arttığını gösteren fatura ve sözleşme bazlı veri olmadığı için uyarlama oranını çok sınırlı tutmuştu. Bu nedenle uyarlama davası, dilekçeyle değil, hesap ve belgeyle kazanılan bir dava türüdür.
Pratikte ne yapıyoruz?
Büromuzda enflasyon verisi sonrası gelen uyarlama dosyalarında izlediğimiz sıra şu: Önce sözleşmedeki uyarlama klozu ve fiyat mekanizması inceleniyor. Ardından koşulların değiştiği dönemin somut maliyet verileriyle desteklenmesi sağlanıyor. Taraflar arasındaki yazışmalar, ihtarlar ve fatura itirazları kronolojik olarak dosyalanıyor. Uyarlama talebinin kapsamı ve oranı, hesap tablosuyla netleştirilmeden dava açılmıyor. Tek taraflı fiyat artışı veya teslim durdurma gibi reflekslerden müvekkilleri özellikle uzak tutuyoruz; çünkü uyarlama hakkı, sözleşmeye aykırı davranışla kullanılamaz. Enflasyon verileri elbette önemli bir tetikleyici, ancak uyarlama davasının kaderini belirleyen şey, sözleşmenin kendi metni, tarafların önceki davranışları ve dosyaya sunulan somut maliyet verisidir. Bu üç ayak sağlam kurulmadan açılan davalar, uygulamada genellikle beklenen sonucu vermiyor.
Önemli Not
Yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; kesin hukuki görüş, tavsiye veya yönlendirme olarak değerlendirilmemelidir.
Her somut olay farklıdır. Hukuki bir karar vermeden önce mutlaka avukat desteği alın.