İcra ve iflas hukuku, ekonomik hayatın sağlıklı işleyişi ve alacaklı-borçlu dengesinin korunması açısından hayati öneme sahip dinamik bir hukuk dalıdır. Küresel ekonomik dalgalanmalar, teknolojik gelişmeler ve sosyal ihtiyaçlar doğrultusunda sürekli bir güncelleme ve yenilenme sürecine tabidir. Son dönemde, hem kanun değişiklikleri hem de Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu makalede, İcra İflas Hukuku alanındaki güncel yenilikler, mevzuat değişiklikleri ve bu değişikliklerin uygulamadaki yansımaları profesyonel bir bakış açısıyla ele alınacaktır.



İcra Takip Süreçlerinde Dijitalleşme ve Elektronik Tebligat


Hukuk uygulamasında dijital dönüşümün en somut yansımalarından biri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde giderek yaygınlaşan elektronik tebligattır. İcra takiplerinde de elektronik tebligat kullanımı zorunlu hale gelmiş ve bu durum, sürelerin işleyişinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Özellikle, borçlunun elektronik tebligat adresinin kayıtlı olması halinde, yapılan tebligatların bu adrese yapılması esası benimsenmiştir. Bu uygulama, takiplerin hızlanmasına katkı sağlamakla birlikte, borçluların elektronik adres bilgilerini güncel tutma yükümlülüğünü de beraberinde getirmiştir. Tebligatın elektronik ortamda yapılması, ödeme emri ve haciz işlemleri gibi kritik aşamalarda sürelerin kesin olarak belirlenmesini sağlamaktadır. Bu konuda Yargıtay, elektronik tebligatın usulüne uygun yapıldığının tespiti halinde, tebligatın geçerli olduğuna ve sürelerin işlemeye başladığına ilişkin içtihatlar oluşturmaktadır.



İtiraz ve İptal Davalarındaki Güncel Yargıtay Yaklaşımları


İcra hukukunda borçlunun en önemli korunma yollarından biri olan itiraz ve iptal davaları, Yargıtay'ın son dönem kararlarıyla daha net bir çerçeveye kavuşmaktadır. Özellikle, kambiyo senetlerine dayalı takiplerde itirazın kesin süreye tabi olması ve bu sürenin kaçırılmasının ciddi sonuçları bulunmaktadır. Yargıtay, borçlunun itiraz süresini geçirmesine yol açan "zorlayıcı sebep" kavramını dar yorumlamakta ve bu hususta titiz bir inceleme yapmaktadır. Benzer şekilde, iptal davalarında, icra işleminin "açıkça hukuka aykırı" olması şartı aranmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun son yıllarda verdiği kararlarda, sadece şekli veya küçük usuli eksikliklerin, icra işleminin tamamen hukuka aykırı sayılması için yeterli olmadığı vurgulanmaktadır. Bu içtihatlar, davaların niteliğine ilişkin beklentileri şekillendirmekte ve tarafların hukuki stratejilerini buna göre belirlemelerini gerektirmektedir.



Konut ve İşyerlerinin Hacizden Korunmasına İlişkin Sınırlar


2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 82/c maddesi, borçlunun ve ailesinin yaşamını sürdürmesi için zorunlu olan konut ve işyerlerinin haczedilemeyeceğini düzenler. Ancak bu korumanın sınırları, Yargıtay kararları ve mevzuat değişiklikleriyle netleştirilmiştir. Öncelikle, "makul ölçüde" kavramı önem taşımaktadır. Lüks sayılabilecek, borçlunun sosyal ve ekonomik durumuyla örtüşmeyen gayrimenkullerin bu korumadan yararlanamayacağı kabul edilmektedir. Ayrıca, borçlunun birden fazla konutunun bulunması halinde, sadece bir tanesi için bu hüküm uygulanabilir. Son dönemde, özellikle kira geliri getiren veya ticari amaçla kullanılan ikinci bir konutun haczedilebileceği yönündeki Yargıtay içtihatları dikkat çekmektedir. Bu gelişmeler, alacaklıların haciz yoluyla takip imkanlarını etkilemekte, borçluların ise hangi mallarının koruma altında olduğunu iyi değerlendirmesi gerektiğini göstermektedir.



İflas ve Konkordato Hukukundaki Yenilikler


Ekonomik kriz dönemlerinde daha sık başvurulan iflas ve konkordato kurumlarında da önemli gelişmeler yaşanmıştır. Özellikle, 7101 sayılı Kanun ile getirilen "ön ödemeli konkordato" ve "taksitli konkordato" seçenekleri, şirketler için yeniden yapılanma imkanlarını çeşitlendirmiştir. İflas hukukunda ise, iflasın ertelenmesi ve iflas masasının tasfiyesine ilişkin süreçlerde iyileştirmeler yapılmıştır. Yargıtay, iflasın ertelenmesi taleplerinde, borçlunun "kısa sürede" borçlarını ödeyebileceğine dair somut ve inandırıcı bir plan sunması gerektiğine dikkat çekmektedir. Ayrıca, alacaklılar lehine getirilen bir diğer önemli düzenleme, iflas masası alacaklılarının, borçlu şirketin yönetici ve ortaklarına karşı, özel şartlar altında kişisel sorumluluk davası açabilme imkanının genişletilmesidir. Bu düzenlemeler, iflas süreçlerinin daha etkin ve adil yürütülmesini amaçlamaktadır.



İcra ve İflas Hukukunda Süreler ve Zamanaşımı


İcra iflas hukukunda süreler, hak kaybına yol açabilecek kadar kritik bir öneme sahiptir. Ödeme emrine itiraz süresi, iptal davası açma süresi, haciz itirazı ve şikayet yolları gibi pek çok aşamada kesin süreler öngörülmüştür. Son dönemde, bu sürelerin başlangıç anı ve işleyişi, elektronik tebligat ve pandemi döneminde çıkarılan kanunlarla (örn: 7226 sayılı Kanun) geçici olarak duran sürelerin yeniden işlemeye başlaması gibi konular, uygulamada karmaşaya neden olabilmektedir. Yargıtay, sürelerin hesabında, tebligatın yapıldığı günün süreye dahil edilmediği, sürenin son gününün tatil gününe denk gelmesi halinde ise ilk iş gününde sona ereceği gibi genel ilkeleri sıkı bir şekilde uygulamaktadır. Bu nedenle, icra iflas hukuku süreçlerinde takvim yönetimi ve süre takibi, profesyonel hukuki danışmanlığın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.



Sonuç ve Değerlendirme


İcra ve iflas hukuku, ekonomik ve sosyal hayatla doğrudan bağlantılı olarak hızla evrilmektedir. Dijitalleşme, süreçlerin şeffaflaşmasını ve hızlanmasını sağlarken, tarafların teknolojik uyum sağlama yükümlülüğünü de artırmaktadır. Yargıtay'ın güncel içtihatları, kanun maddelerinin nasıl yorumlanması gerektiğine dair yol gösterici olmakta, özellikle itiraz, iptal davaları ve haciz korumaları gibi konularda belirleyici standartlar oluşturmaktadır. Borçlular ve alacaklılar açısından, bu dinamik hukuk alanında hak ve yükümlülüklerin doğru anlaşılması, sürelerin titizlikle takip edilmesi ve mevzuattaki değişikliklerin yakından izlenmesi büyük önem taşımaktadır. Karmaşık icra ve iflas süreçlerinde, tarafların hukuki haklarını korumak ve yasal süreçleri etkin bir şekilde yönetmek için deneyimli hukuk ekibi desteği almaları, karşılaşılabilecek riskleri minimize etmek adına faydalı bir yaklaşım olacaktır.