Son dönemde sosyal medya gündemini ve ekonomik tartışmaları sıkça meşgul eden büyük şirket iflasları, yalnızca finansal piyasaları değil, binlerce çalışanın hayatını da derinden etkilemektedir. İflasın, bir şirketin ticari hayatının sona ermesi anlamına geldiği bu süreçte, işçilerin hakları, özellikle kıdem tazminatı ve ücret alacakları ne olacak sorusu kritik bir önem taşımaktadır. Türk hukuku, iflas ve konkordato gibi yeniden yapılandırma süreçlerinde işçileri koruyucu bir dizi düzenleme getirmiş olsa da, uygulamada yaşanan aksaklıklar ve alacakların tahsilindeki güçlükler bu konuyu sürekli güncel tutmaktadır. Bu makalede, iflas eden şirketlerde işçi haklarının, özellikle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde nasıl korunduğu, alacakların sıralaması ve hukuki yollara başvuru imkanları detaylı bir şekilde incelenecektir.



İflas Sürecinin İş Sözleşmesine Etkisi ve İşçi Alacaklarının Niteliği


İflasın açılması, iflas masasının oluşumuna yol açar ve iflasın açıldığı tarih itibarıyla, iflasa tabi tacirin (şirketin) malvarlığı üzerinde tasarruf yetkisi sona erer. Bu durum, iş sözleşmeleri için de geçerlidir. İflasın açılması, işveren tarafından fesih için haklı bir neden teşkil eder (İş Kanunu m.24/II). Dolayısıyla, iflasın açıldığı andan itibaren toplu işten çıkarma hükümlerine uyulmak kaydıyla iş sözleşmeleri feshedilebilir. Bu fesih, işçiye kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi tüm haklarını doğurur. İşçilerin iflas masasına olan alacakları, genel olarak "ücret" kapsamında değerlendirilir ve İİK'nın 206. maddesine göre birinci derecede imtiyazlı alacak statüsündedir. Bu kapsama giren alacaklar şunlardır: son üç aya ait ücretler, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücretleri, yıllık izin ücretleri ve diğer tüm çalışma karşılığı alacaklar. Bu imtiyazlı statü, iflas masasının paraya çevrilmesinden elde edilen gelirin dağıtımında, işçi alacaklarının birçok diğer alacaktan (vergi, sosyal güvenlik primi, banka kredileri, ticari alacaklar vb.) önce ödeneceği anlamına gelir.



Kıdem Tazminatının İflas Masasındaki Konumu ve Teminatı


Kıdem tazminatı, işçinin en önemli ve genellikle en yüksek tutarlı alacağıdır. İflas halinde, kıdem tazminatı alacağı da birinci derecede imtiyazlı alacaklar arasında yer alır. Ancak, pratikte iflas masasının aktiflerinin yetersiz kalması durumunda dahi, işçiler için önemli bir güvence daha bulunmaktadır: İşsizlik Sigortası Fonu. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, işverenin iflası, aciz halinin tasdiki veya konkordato ilan etmesi nedeniyle işten ayrılan işçilerin kıdem tazminatı alacakları, İşsizlik Sigortası Fonu'ndan ödenmektedir. Bu ödeme için, işçinin en az bir yıllık kıdeminin bulunması ve alacağın asgari ücretin otuz katını aşmaması gibi şartlar aranır. Bu mekanizma, işçiyi şirketin mali durumundan bağımsız olarak koruyan hayati bir sosyal güvenlik ağıdır. Ücret ve diğer alacaklar için böyle bir fon garantisi bulunmamaktadır.



İflas ve Tasfiye Sürecinde İşçilerin Takip Yolları


İşçiler, alacaklarını güvence altına almak için çeşitli hukuki yollara başvurabilir. İlk adım, alacaklarını iflas idaresine (iflas masasına) beyan etmek ve ispatlamaktır. İflas idaresi tarafından ilan edilen süre içinde alacaklarını beyan etmeyen işçiler, hak kaybına uğrayabilir. Alacakların beyanı ve tasdikinden sonra, iflas masasının paraya çevrilmesi ve paylaştırılması süreci başlar. Bu sürecin uzaması veya iflas idaresinin yetersiz kalması durumunda, işçiler ve sendikalar, iflasın ertelenmesi (İİK m.179) veya konkordato talebinde bulunma hakkına da sahiptir. Ayrıca, Yargıtay içtihatlarına göre, işçiler, şirket yöneticilerinin (TTK m.553) iflasa sebebiyet veren kusurlu fiillerinden dolayı tazminat sorumluluğunu da gündeme getirebilirler. Özellikle, şirket malvarlığının hukuka aykırı şekilde azaltılması veya işçi alacaklarına öncelikli ödeme yapılmaması gibi hallerde, yöneticilere karşı bireysel tazminat davaları açılabilir.



Güncel Tartışmalar ve Sonuç


Sosyal medyada sıkça gündeme gelen büyük şirket iflasları, yalnızca ekonomik bir çöküşü değil, aynı zamanda sosyal bir krizi de beraberinde getirmektedir. Mevcut hukuki çerçeve, işçi alacaklarını imtiyazlı statüde tutarak ve kıdem tazminatı için fon garantisi sağlayarak önemli korumalar sunmaktadır. Ancak, uygulamada iflas süreçlerinin uzun sürmesi, iflas masası aktiflerinin değerinin düşük olması ve işçilerin hukuki süreçler konusundaki bilgi eksikliği, bu korumanın etkinliğini zaman zaman zayıflatmaktadır. İşçilerin bu süreçteki en önemli silahı, haklarını zamanında beyan etmek, sendikaları ve meslek örgütleri aracılığıyla örgütlü hareket etmek ve gerektiğinde deneyimli hukuk danışmanlığı almaktır. Şirket yöneticilerinin de, iflas öncesi ve sonrası dönemde, işçi alacaklarına ilişkin yükümlülüklerini göz ardı etmemeleri ve TTK'da düzenlenen sorumluluk hükümlerinin ciddiyetini kavramaları gerekmektedir. Sonuç olarak, iflas hukuku, ticari risklerin dağıtımında adil bir denge kurmayı hedefler ve bu dengenin en hassas ayağını, ekonomik gücü sınırlı olan işçilerin haklarının korunması oluşturur.