Yıkım İşlerinde Zincirleme Sorumluluk: Kentsel Dönüşüm Sürecinde Yüklenicinin Ceza Dosyasında Savunma Stratejileri
Büromuzun ceza pratiğinde, özellikle son iki yıldır İstanbul ve çevre illerdeki kentsel dönüşüm projelerinde yıkım öncesi ve sırasında meydana gelen iş kazalarına ilişkin soruşturma dosyalarında yüklenici şirket yöneticilerini ve şantiye şeflerini temsil ediyoruz. Bu dosyaların neredeyse tamamında iddianame aşamasına gelinmeden önce tarafların uzlaşma ihtimali üzerinden bir pazarlık süreci yürütülüyor; ancak asıl cezai risk, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4. maddesindeki genel yükümlülüklerin ihlali ile Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesindeki taksirle öldürme suçunun iç içe geçtiği durumlarda ortaya çıkıyor. Uygulamada gördüğümüz en büyük yanılgı, yüklenicilerin yalnızca “iş güvenliği uzmanı bulundurduk” veya “taşeron firmaya devrettik” savunmasına sığınarak sürecin cezai boyutunu hafife almalarıdır.
İşveren Vekili Sıfatının Tespiti ve Savunmanın İlk Aşaması
Soruşturmanın başlangıcında savcılık makamının öncelikle araştırdığı husus, kazada ölen veya yaralanan kişinin kim tarafından ve hangi sözleşme ilişkisiyle çalıştırıldığıdır. Kentsel dönüşüm projelerinde sıklıkla karşılaştığımız senaryo şudur: Ana yüklenici, yıkım işini alt taşerona devretmiş; taşeron da günlük yevmiyeli işçileri şantiye sahasına almıştır. Bu yapılanmada savcılık, öncelikle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığını ve yıkım işinin niteliğini incelemektedir. 6331 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında kamu veya özel sektör ayrımı yapılmaksızın tüm çalışanlar koruma altındadır; ancak asıl işverenin sorumluluğu, alt işverenin işçilerine karşı da devam etmektedir. Bu noktada savunmada dikkat ettiğimiz ilk husus, müvekkilimizin “işveren vekili” mi yoksa “işveren” mi olduğunun net biçimde ortaya konulmasıdır. Şantiye şefi konumundaki kişiler için İş Kanunu'nun 2. maddesindeki tanım gereği işveren vekili sıfatı, cezai sorumluluğu kişisel kusura dayandırdığından, soruşturmanın seyrini değiştirebilmektedir.
Yıkım İşinin Kendine Özgü Tehlikesi ve Tipik İhmal Alanları
Normal inşaat faaliyetinden farklı olarak yıkım işleri, binanın statik durumunun önceden bilinememesi ve çevredeki binalarla etkileşim nedeniyle çok daha yüksek risk içerir. Büromuzda takip ettiğimiz dosyalarda, yıkım kararı alınan binada daha önce ikamet edenlerin tahliyesi sonrasında binanın içinde bağımsız bölümlerin kapı ve pencerelerinin sökülmesi sırasında dahi iş kazası yaşandığını gözlemliyoruz. Bu aşamada en sık karşılaştığımız ihmal, yıkım öncesi “çalışma izni” ve “yıkım ruhsatı” sürecinin tamamlanmadan işe başlanmasıdır. Çevre ve Şehircilik mevzuatı uyarınca riskli yapı tespiti yapılmış olsa dahi, yıkım ruhsatı alınmadan gerçekleştirilen müdahaleler, ceza yargılamasında ağırlaştırıcı bir kusur olarak değerlendirilmektedir. Savunmada, idari izin sürecinin hangi aşamada olduğunu ve müvekkilin bu süreci hızlandırmak adına idari makamlardan sözlü onay alıp almadığını araştırıyoruz; ancak uygulamada sözlü onayın hukuken bir koruma sağlamadığını ve mahkemelerin yazılı belge aradığını sıklıkla tecrübe ediyoruz.
Kusur Dağılımında Bilirkişi Raporunun Belirleyiciliği
Soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporları, yüklenicinin cezai sorumluluğunun çerçevesini çizmektedir. Yıkım işlerinde görevlendirilen bilirkişiler genellikle inşaat mühendisi ve iş güvenliği uzmanından oluşmaktadır. Rapor hazırlanırken, yıkım metodunun (mekanik yıkım, elle yıkım veya kontrollü patlatma) projelendirilip projelendirilmediği, şantiye sahasında iş güvenliği uzmanının fiilen bulunup bulunmadığı ve çalışanlara verilen eğitimlerin belgelenip belgelenmediği sorgulanmaktadır. Burada dikkat çeken bir ayrıntı, birçok dosyada iş güvenliği uzmanının sözleşmesinin yalnızca kağıt üzerinde yapılmış olması ve uzmanın şantiyeye hiç gelmemiş olmasıdır. Bu durumda savcılık, yüklenicinin “güvenlik önlemi aldırma” yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle TCK 85/2 kapsamında bilinçli taksir uygulamasına gidebilmektedir. Bilinçli taksirin cezayı artırdığı göz önüne alındığında, savunmada uzmanın işe fiilen katılımını gösteren şantiye defteri kayıtları, saha fotoğrafları ve eğitim tutanaklarının zamanında toplanması kritik önem taşımaktadır.
Taşeron İşçisinin Statüsü ve Yüklenicinin Kurtuluş Beyyinesi
Yıkım sahasında çalışan işçilerin büyük çoğunluğu, herhangi bir iş sözleşmesi imzalanmadan ve SGK bildirimi yapılmadan çalıştırılan günlük işçilerdir. Bu durum, yüklenicinin cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı gibi, aksine kayıt dışı çalıştırma nedeniyle ayrıca idari para cezası ve vergi cezası riskini de beraberinde getirmektedir. Ancak ceza dosyasında asıl tartışma konusu, kazalanan işçinin “çalışan” sayılıp sayılmayacağı değil, yüklenicinin üzerine düşen tüm önlemleri alıp almadığıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları doğrultusunda, işverenin kusurunun bulunmadığını ispat etmesi halinde cezai sorumluluktan kurtulması mümkündür. Bu bağlamda büromuzda uyguladığımız yöntem, kaza anına kadar yapılan tüm denetimlerin, verilen talimatların ve alınan koruyucu ekipmanların faturalandırılmış kayıtlarını eksiksiz bir dosya halinde soruşturma makamına sunmaktır. Özellikle yıkım sırasında binanın ani göçmesi durumunda, yüklenicinin önceden bir risk analizi yaptırmış olması ve bu analizde belirtilen önlemleri uyguladığını belgelemesi, kurtuluş beyyinesi açısından belirleyici olmaktadır.
Soruşturma Aşamasında Etkili Savunmanın Zamanlaması
Kentsel dönüşüm yıkımı kaynaklı iş kazalarında savcılık, olayın meydana geldiği gün genellikle keşif yapmakta ve şantiye şefi ile yüklenici yetkilisini ifadeye çağırmaktadır. Bu ilk 48 saat, savunmanın en kritik zaman dilimidir. Müvekkillerimizin sıklıkla yaptığı hata, olay yerinde panikle “biz talimat verdik, işçi dinlemedi” şeklinde sözlü beyanlarda bulunmaları ve bu beyanların tutanağa geçirilmesidir. Oysa ceza muhakemesinde savunma hakkının doğru kullanılması, öncelikle olay yerindeki delillerin (mobese kayıtları, şantiye kameraları, iş makinesinin konumu) tespit edilmesini ve ancak bu deliller ışığında ifade verilmesini gerektirir. Bu nedenle büromuz, müvekkillerine her zaman ifade öncesinde hukuki danışmanlık almalarını ve acil durumlarda dahi sözlü beyandan kaçınmalarını tavsiye etmektedir. Soruşturmanın gizliliği ilkesi gereği dosya kapsamını tam olarak göremediğimiz ilk aşamada, müvekkilin kusur oranını artıracak beyanlardan kaçınmak ve bilirkişi raporunun tamamlanmasını beklemek, çoğu zaman takipsizlik kararıyla sonuçlanan dosyaların ortak özelliğidir.
Sonuç ve Pratik Değerlendirme
Kentsel dönüşüm yıkım süreçlerinde yüklenicinin cezai sorumluluğu, yalnızca kaza anındaki davranışla sınırlı değildir; projenin planlama aşamasından yıkımın tamamlanmasına kadar geçen süredeki tüm ihmal ve eksiklikler, ceza yargılamasında bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Uygulamada gördüğümüz üzere, iş güvenliği önlemlerinin kağıt üzerinde bırakılması, taşeron firmalara güvenilerek denetim yapılmaması ve yıkım ruhsatı beklenmeden işe başlanması, ceza dosyalarının sanık lehine sonuçlanma ihtimalini ciddi biçimde düşürmektedir. Bu süreçte yüklenicilerin ve şantiye yöneticilerinin, soruşturmanın ilk anından itibaren profesyonel hukuki destek alarak delillerin korunmasını sağlamaları ve mevzuat çerçevesinde savunma stratejilerini belirlemeleri büyük önem taşımaktadır. Hukuki süreçlerde size yardımcı olmak ve yasal haklarınızı korumak adına, yıkım projelerinin en erken aşamasından itibaren cezai risk haritasının çıkarılması ve gerekli önlemlerin alınması, olası bir kaza durumunda ceza sorumluluğunun sınırlandırılmasında en etkili yoldur.
Önemli Not
Yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; kesin hukuki görüş, tavsiye veya yönlendirme olarak değerlendirilmemelidir.
Her somut olay farklıdır. Hukuki bir karar vermeden önce mutlaka avukat desteği alın.