Miras Hukuku Dosyalarında Uygulamada Sık Karşılaştığımız Hukuki Riskler (2026) — Ağustos 2026 Pratik Notları

Bu yaz, büromuzun miras hukuku departmanında özellikle tenkis ve muris muvazaası kaynaklı davalarda yoğun bir dönem geçiriyoruz. Yılın ilk yarısında açılan davaların duruşma takvimleri Ağustos itibarıyla netleşti ve karşılıklı dilekçelerin verilmesi aşamasında ciddi usul hatalarıyla karşılaşıyoruz. Müvekkillerimizin çoğu, noterden düzenlenen satış vaadi sözleşmeleri veya tapu iptal-tescil davalarıyla bize geliyor; ancak işin içine katılma alacağı ve katkı payı talepleri girdiğinde tablo hızla karmaşıklaşıyor. Bu notları, özellikle dosyanın esasına girilmeden kaybedilen süreçleri ve mahkemelerin son dönemdeki yaklaşımını aktarmak için kaleme alıyoruz.

1. Muris Muvazaası Davalarında Tapu Kaydına Güvenerek Hareket Edilmesi

Uygulamada en sık karşılaştığımız risk, müvekkilin tapu kaydındaki isme bakarak süreci yönetmesi ve dava açma süresini kaçırmasıdır. Müvekkil, murisin sağlığında yaptığı devri “artık malı bağışlamış, benim yapacağım bir şey yok” diyerek geçiştiriyor. Oysa Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca, bedel ile gerçek irade arasındaki farkın ortaya konulması gerekiyor. Burada asıl risk, tapu iptal-tescil davası açarken muvazaa iddiasını somut delillerle destekleyememek. Yalnızca tanık beyanına dayanan dosyalarda, özellikle İstanbul Anadolu ve Bakırköy Adliyelerindeki 1. ve 2. Hukuk Mahkemelerinde ispat güçlüğü yaşanıyor. Tanıkların akraba olması nedeniyle beyanlara ihtiyatla yaklaşılıyor; bu durumda dava reddedilebiliyor.

Bu nedenle, murisin devir tarihindeki sağlık durumu, ekonomik durumu ve tapu işlemi sırasındaki davranışlarına ilişkin hastane kayıtları ve banka hesap hareketlerini dava dilekçesiyle birlikte sunuyoruz. Aksi halde, dosya bilirkişiye gittiğinde yalnızca tapu kaydına göre değerlendirme yapılıyor ve müvekkil aleyhine sonuç doğuyor.

2. Tenkis Davasında Süre Hesabı ve Dava Değerinin Eksik Gösterilmesi

Tenkis davalarında dava açma süresi, murisin ölümüyle başlıyor; ancak müvekkillerin çoğu, saklı payının ihlal edildiğini öğrendikleri tarihi esas alıyor. Öğrenme tarihinin ispatı ise uygulamada ciddi sorun çıkarıyor. Özellikle 2026 yılında, murisin ölümünden sonra yapılan gizli paylaşımlar nedeniyle müvekkillerimiz, kardeşlerinin düzenlediği “elden paylaşım” belgelerini dosyaya sunuyor. Ancak bu belgelerin tarihi ve içeriği, dava açma süresini başlatan öğrenme fiilini kanıtlamakta yetersiz kalıyor.

Bir diğer kritik nokta, dava değerinin eksik gösterilmesi. Müvekkiller, harç yükünden kaçınmak için dava değerini düşük tutuyor; ancak bilirkişi raporu sonrasında değer artırımı yapılmazsa, müvekkil eksik harç nedeniyle talebinin reddiyle karşılaşıyor. Burada özellikle ıslah ve değer artırımı süreçlerini dava açarken planlıyoruz. Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutmak yerine, somut bir keşif ve bilirkişi incelemesi talep ederek değerin tespitini sağlıyoruz.

3. Katılma Alacağı ve Katkı Payı Taleplerinde Zamanaşımı Tuzağı

Miras hukuku dosyalarında sık sık karıştırılan bir diğer husus, eşin ölümü halinde sağ kalan eşin katılma alacağı talebi ile miras payının birbirine karıştırılmasıdır. Müvekkiller, mirasçı sıfatıyla dava açıyor; ancak talebin hukuki niteliği mal rejiminden kaynaklanıyor. Bu durumda görevli mahkeme, aile mahkemesi değil, asliye hukuk mahkemesidir. 2026 yılında özellikle boşanma aşamasında olan ancak eşi vefat eden müvekkillerimizde bu ayrımın gözden kaçtığını görüyoruz.

Zamanaşımı süresi, mal rejiminin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlıyor. Ancak müvekkiller, miras paylaşımı davasının sonuçlanmasını bekledikleri için katılma alacağı davasını geç açıyor. Bu durumda, dava açma süresinin dolduğu gerekçesiyle talepler reddediliyor. Bu nedenle, murisin ölümü halinde hem miras davası hem de mal rejimi tasfiyesi davasını birlikte yürütüyoruz; aksi halde müvekkil, miras payını alsa bile mal varlığından kaynaklı hakkını kaybediyor.

4. Veraset İlamında Eksik Mirasçı Gösterilmesi ve Dava Ehliyeti

Miras hukukunun en pratik ama en çok ihmal edilen konusu, veraset ilamının eksik çıkarılmasıdır. Müvekkiller, noterden aldıkları veraset ilamıyla dava açtıklarında, ilamda yer almayan bir mirasçının varlığı ortaya çıkınca dava ehliyeti sorunu yaşanıyor. Özellikle evlilik dışı çocuklar veya evlatlık ilişkisi nedeniyle mirasçı listesi değişebiliyor. Bu durumda mahkeme, davayı reddetmese de taraf teşkilinin sağlanması için dosyayı uzatıyor; müvekkil ise zaman ve masraf kaybına uğruyor.

Bu nedenle, dava açmadan önce nüfus kayıt örneklerini ve varsa önceki tarihli vasiyetnameyi inceliyoruz. Ayrıca, mirasçılık belgesinin iptali davası açılması gerekip gerekmediğini değerlendiriyoruz. 2026 yılında, e-Devlet üzerinden alınan veraset ilamlarının güncel olmaması nedeniyle sıkça sorun yaşandığını gözlemliyoruz; bu belgelerin dava tarihinden hemen önce alınmasına özen gösteriyoruz.

5. Vasiyetnamenin Açılması ve Tenfiz Davasında Usul Hataları

Vasiyetname ile ilgili uygulamada karşılaştığımız en büyük risk, vasiyetnamenin açılması için sulh hukuk mahkemesine başvurulmaması veya geç başvurulmasıdır. Müvekkiller, vasiyetnameyi ellerinde bulundurdukları için doğrudan tapuya gidip işlem yapmaya çalışıyor; ancak tapu müdürlükleri, vasiyetnamenin açıldığına dair şerh olmadan işlem yapmıyor. Bu durumda, vasiyetnamenin tenfizi davası açılması gerekiyor ve bu dava, mirasçılar arasında ihtilaf varsa uzun sürebiliyor.

Özellikle vasiyetnamenin düzenlenme şekline ilişkin itirazlar, tenfiz davasının esasını oluşturuyor. El yazılı vasiyetnamede tarih ve imza eksikliği, resmi vasiyetnamede ise tanık imzalarının usulsüzlüğü sık karşılaştığımız konular. Burada dikkat ettiğimiz nokta, vasiyetnamenin açılması aşamasında itirazlarımızı bildirmek ve bilirkişi incelemesi talep etmek. Aksi halde, vasiyetname açılıp kesinleştiğinde, sonradan yapılan itirazlar dinlenmiyor.

6. Mirasın Reddi ve Temsilci Atanması Sürecinde Yapılan Hatalar

Mirasın reddi, süresi kaçırıldığında telafisi olmayan sonuçlar doğuruyor. Müvekkillerimizin bir kısmı, murisin borçlarını öğrendikten sonra üç aylık süreyi kaçırıyor; bu durumda mirası reddetme imkânı ortadan kalkıyor. Özellikle ticaretle uğraşan murislerde, şirket borçları ve kefaletler nedeniyle mirasın reddi kritik önem taşıyor. 2026 yılında, murisin ölümünden sonra şirket yetkilisi olan mirasçıların, şirket işlemlerine karışarak mirası zımnen kabul etmiş sayılma riskiyle karşılaşıyoruz.

Burada dikkat ettiğimiz husus, mirasçının murisin ölümünden sonra şirket hesaplarına dokunmaması ve hiçbir ödeme yapmamasıdır. Aksi halde, mirasın reddi talebi reddediliyor. Ayrıca, mirasın reddi için sulh hukuk mahkemesine başvuru yapılırken, tüm mirasçılar adına tek bir dilekçe verilmesi gerekiyor; aksi halde eksik başvuru nedeniyle süre işlemeye devam ediyor.

Sonuç Yerine: Dosya Açılmadan Önce Yapılması Gerekenler

Miras hukuku dosyalarında başarı, dava açma sürelerinin doğru hesaplanması ve hukuki nitelendirmenin doğru yapılmasına bağlıdır. Müvekkillerimizin çoğu, “benim hakkım var” diyerek geliyor; ancak hakkın niteliğini (tenkis mi, katılma alacağı mı, muvazaa mı?) doğru belirleyemiyor. Bu nedenle, dosya açılmadan önce tüm mirasçıları, mal varlığını ve varsa borçları tespit ediyoruz. Ardından, dava türüne göre görevli ve yetkili mahkemeyi belirliyoruz. Bu ön çalışma, hem süre kaybını önlüyor hem de müvekkilin hak kaybına uğramasını engelliyor. Hukuki süreçlerde size yardımcı olmak, mevzuat çerçevesinde hizmet vermek ve hukuki haklarınızı korumak için dosyanızı bu perspektifle değerlendirmenizi öneriyoruz.