Planlı Elektrik Kesintilerinde Abone Hakları: İdari Süreçte Karşılaştığımız Tipik Hatalar

Büromuzun idare hukuku pratiğinde, özellikle son iki yıldır en yoğun iş yükümüzü kamu hizmeti sunumundaki aksaklıklardan doğan uyuşmazlıklar oluşturuyor. Bunların başında da dağıtım şirketlerinin planlı bakım gerekçesiyle gerçekleştirdiği elektrik kesintilerine karşı açılan iptal ve tazminat davaları geliyor. Özellikle büyükşehirlerde ve sanayi bölgelerinde, kesintinin süresi ve kapsamı konusunda vatandaş ile idare arasında ciddi görüş ayrılıkları yaşanıyor. Bu yazıda, Ağustos 2026 itibarıyla dosyalarımızda sıkça karşılaştığımız, süreci uzatan ve müvekkil aleyhine sonuç doğuran pratik hataları ve dikkat edilmesi gereken noktaları aktaracağız.

1. Kesinti Bildiriminin İspatı: "SMS Geldi" İddiası Tek Başına Yetmiyor

Müvekkillerimizin en sık düştüğü yanılgı, dağıtım şirketinin kendilerine SMS veya e-posta gönderdiğini iddia etmelerine rağmen bu bildirimin içeriğini ve zamanını ispatlayamamalarıdır. Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği uyarınca, planlı kesintilerin belirli bir süre öncesinden duyurulması zorunludur. Ancak uygulamada, şirketlerin gönderdiği mesajlar çoğu zaman genel bir bilgilendirme niteliğinde olup, kesintinin başlangıç ve bitiş saatini açıkça belirtmemektedir.

Dava sürecinde, idare mahkemesi öncelikle bildirimin usulüne uygun yapılıp yapılmadığını denetlemektedir. Burada kritik olan, müvekkilin telefonuna düşen mesajın ekran görüntüsünün alınması ve mesajın iletildiği saatin operatör kayıtlarıyla doğrulanmasıdır. Çoğu zaman müvekkillerimiz, mesajı sildiklerini veya telefon değiştirdiklerini belirterek bu delili sunamamaktadır. Bu durumda, kesintinin "plansız" olduğunu ve dolayısıyla daha ağır bir tazminat yükümlülüğü doğduğunu ispat yükü bize geçmektedir ki bu, teknik olarak çok daha zorlu bir süreçtir. Bu nedenle, müvekkillerimize her zaman için kesinti duyurularını yazılı veya dijital ortamda saklamalarını, hatta mümkünse dağıtım şirketinin çağrı merkezini arayarak kayıt altına aldırmalarını öneriyoruz.

2. Zararın Somutlaştırılması: "Mahvoldum" Demek Yerine Belge Sunmak Gerek

Kesintiden doğan maddi zararın tazmini talebiyle açılan davalarda en büyük sorun, zararın ispat edilememesidir. Müvekkillerimiz genellikle buzdolabındaki gıdaların bozulduğunu, elektronik eşyaların arızalandığını veya işyerinde üretim kaybı yaşandığını beyan etmekte; ancak bu iddiaları somut delillerle destekleyememektedir.

Uygulamada, idare mahkemeleri ve tüketici hakem heyetleri, zararın varlığını kabul etmekle birlikte miktarının belirlenmesi için bilirkişi incelemesine başvurmaktadır. Ancak bilirkişi raporu, ancak zarar gören eşyanın veya üretim kaybının kayıt altına alınmış olması halinde sağlıklı bir sonuç vermektedir. Örneğin, bozulan gıdaların fotoğraflarının çekilmesi, faturalarının saklanması, arızalanan cihazın servis raporunun alınması ve işyeri için üretim bandı kayıtlarının çıkarılması gerekmektedir. Bu belgeler olmadan, sadece beyana dayalı tazminat talepleri çoğu zaman reddedilmekte veya sembolik miktarlara hükmedilmektedir. Dosyalarımızda, bu tür belgeleri eksik olan müvekkillerimizin ıslah yoluyla dahi sonuç alamadığını gözlemliyoruz.

3. Başvuru Yolu ve Süre Karışıklığı: Hakem Heyeti mi, İdare Mahkemesi mi?

Planlı elektrik kesintisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda hangi merciye başvurulacağı konusu, pratikte sürekli karıştırılmaktadır. Kesintinin tüketici konumundaki bir aboneyi etkilemesi halinde, öncelikle tüketici hakem heyetine başvuru zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak, kesinti nedeniyle bir kamu kurumunun veya tüzel kişiliğin uğradığı zarar söz konusu olduğunda veya işlemin iptali istendiğinde idari yargı yolu gündeme gelmektedir.

Müvekkillerimizin sıklıkla yaptığı hata, doğrudan idare mahkemesinde iptal davası açmak veya tam tersi, tazminat talebini hakem heyetine götürmek yerine idari mercilere dilekçe ile başvurmaktır. Bu durum, 60 günlük dava açma süresinin kaçırılmasına veya görevsizlik kararı verilmesine neden olmaktadır. Özellikle 2026 yılı itibarıyla, hakem heyetlerinin parasal sınırlarının güncellenmesiyle birlikte, hangi uyuşmazlığın hakem heyetinin görev alanına girdiği daha da kritik hale gelmiştir. Biz, müvekkillerimizin mağduriyetini en aza indirmek için, ilk olarak kesintinin duyurulup duyurulmadığını, abonenin tüketici mi yoksa ticarethane mi olduğunu ve zararın niteliğini tespit ediyor; buna göre bir yol haritası çiziyoruz.

4. Dağıtım Şirketinin Kusuru ve Mücbir Sebep Savunması

Planlı kesintilerde dağıtım şirketinin kusuru, çoğu zaman teknik bir değerlendirmeyi gerektirir. Şirketler, kesintinin mücbir sebepten (aşırı hava koşulları, doğal afet, üçüncü kişilerin müdahalesi) kaynaklandığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulmaya çalışmaktadır. Ancak planlı bakım çalışması olarak duyurulan bir kesintinin, daha sonra "arıza" olarak nitelendirilmesi sık karşılaştığımız bir durumdur.

Bu noktada, kesintinin yapıldığı tarihteki hava durumu raporları, bölgedeki diğer arıza kayıtları ve şirketin yatırım planları gibi belgeler büyük önem taşımaktadır. Müvekkilimizin, kesintinin planlı olduğunu ancak süresinin makul olmadığını veya bakım çalışmasının gereksiz yere uzatıldığını ispat etmesi gerekmektedir. Örneğin, bir organize sanayi bölgesinde, duyurulan 4 saatlik kesintinin 12 saate uzaması durumunda, şirketin "öngörülemezlik" savunmasına itibar edilmediğini ve tazminata hükmedildiğini gördük. Ancak bu sonuca ulaşmak için, kesinti süresince yapılan tüm yazışmaların ve çağrı merkezi kayıtlarının dava dosyasına kazandırılması gerekmektedir.

5. Yeni Gelişme: Akıllı Sayaç Verilerinin Delil Niteliği

Son dönemde dosyalarımızda önemli bir değişim yaşıyoruz. Akıllı sayaçların yaygınlaşmasıyla birlikte, kesintinin tam saati ve süresi artık teknik olarak kayıt altına alınabilmektedir. Dağıtım şirketleri, bu verileri kendi lehlerine kullanmakta ve kesintinin süresini daraltmaya çalışmaktadır. Ancak biz, müvekkillerimiz adına bu verilerin doğruluğunu denetlemekte ve sayaç kayıtları ile şirketin kendi kesinti kayıtları arasındaki çelişkileri tespit etmekteyiz.

Bu verilere erişim, tüketicinin bilgi edinme hakkı kapsamında mümkündür. Müvekkillerimizin, kendi sayaçlarına ait verileri dağıtım şirketinden yazılı olarak talep etmesi ve bu talebin reddedilmesi halinde Bilgi Edinme Kanunu kapsamında idari başvuruda bulunması gerekmektedir. Bu süreç, dava açmadan önce tamamlanması gereken kritik bir ön adımdır. Aksi takdirde, dava sırasında delil olarak sunulamayan bu kayıtlar, süreci uzatmakta ve ek maliyetler doğurmaktadır.

Sonuç

Planlı elektrik kesintilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, göründüğünden daha karmaşık bir hukuki altyapıya sahiptir. Sürecin başında doğru mercie başvurmak, zararı somut delillerle ispat etmek ve idarenin sunduğu teknik verileri denetlemek, davanın seyrini doğrudan etkilemektedir. Bu tür bir uyuşmazlıkla karşılaşan abonelerin, kesinti duyurularını saklaması, zarar gören eşyalarını belgelemesi ve varsa akıllı sayaç verilerini talep etmesi, hak kaybını önlemek adına atacağı ilk adımlar olmalıdır. Hukuki süreçlerde profesyonel destek almak, hem zaman hem de emek açısından büyük avantaj sağlamaktadır.