Sokağa çıkma yasağı ihlali dosyaları, ilk bakışta "basit bir idari yaptırım" gibi görünen; ancak savunma aşamasına gelindiğinde usulün esastan daha belirleyici olduğu dosya grubudur. Büromuzda son dönemde bu dosyaları incelerken dikkatimizi çeken şey, çoğu uyuşmazlığın maddi olaydan değil, yaptırımın dayanağının kurulma biçiminden kaynaklandığıdır. Aşağıda, sokağa çıkma yasağı ihlali ve buna bağlı kamu düzenini bozma iddialarında savunma hazırlarken fiilen üzerinde durduğumuz usul noktalarını, dosyalarda tekrarlayan hata tipleri üzerinden paylaşıyoruz.

Yaptırımın hukuki niteliğinin yanlış kurgulanması

Uygulamada en sık karşılaştığımız sorun, aynı eylem için hangi yaptırım rejiminin uygulandığının dosyada net biçimde ortaya konmamasıdır. Sokağa çıkma yasağı ihlali kimi dosyalarda idari para cezası olarak, kimi dosyalarda ise kamu düzenini bozma kapsamında adli bir suç isnadı olarak karşımıza çıkıyor. Bu ayrım, savunmanın bütün mimarisini değiştirir: idari yaptırımda başvuru yolları ve süreler farklıdır; adli isnatta ise isnadın unsurları, manevi unsur ve soruşturma aşamasındaki usul güvenceleri öne çıkar. Dosyada yaptırımın dayanağı belirsizse, ilk savunma hamlemiz bu belirsizliğin giderilmesini talep etmek oluyor. Zira aynı fiile hem idari hem adli yaptırımın birlikte uygulanması, ölçülülük ve non bis in idem tartışmasını doğurur; bu tartışma ise ancak yaptırımın niteliği doğru tespit edildiğinde anlamlı biçimde yürütülebilir.

Yasak kararının kapsamı ve ilan biçiminin denetlenmemesi

Savunmada üzerinde durduğumuz ikinci nokta, yasağın kendisinin hukuki çerçevesidir. Sokağa çıkma yasağı, süre, coğrafi alan ve istisnalar bakımından belirli bir kapsamda ilan edilir. Dosyalarda tipik hata, müvekkilin eyleminin bu kapsam içinde kalıp kalmadığının sorgulanmamasıdır. Örneğin yasağın ilan edildiği saat aralığı, istisna tutulan haller (sağlık, zorunlu ihtiyaç, çalışma hayatına ilişkin istisnalar) ve yasağın ilan edilme biçimi, isnadın maddi unsuru açısından doğrudan belirleyicidir. Uygulamada, yasağın duyurulma şekli ile fiilin gerçekleştiği an arasındaki ilişkiyi ayrıca inceliyoruz; çünkü kişinin yasağı bilip bilmediği, kusur değerlendirmesinin merkezinde yer alır. İlanın usulüne uygun yapılmadığı veya kapsamın belirsiz kaldığı durumlarda, savunmada bunu ayrı bir başlık olarak işlemek gerekiyor.

Tespit tutanağının içeriği ve tanık beyanlarıyla uyumu

Bu dosyaların belkemiği, olay anında düzenlenen tespit tutanaklarıdır. Büromuzda tutanakları okurken üç şeye bakıyoruz: tutanağın düzenlenme saati ile fiilin gerçekleştiği iddia edilen saat arasındaki tutarlılık, tutanağı düzenleyen görevlilerin fiili bizzat gözlemleyip gözlemlemediği ve tutanakta yer alan ifadelerin sonradan alınan tanık beyanlarıyla çelişip çelişmediği. Uygulamada sık gördüğümüz hata, tutanağın matbu bir şablon olarak doldurulması ve kişinin beyanına hiç yer verilmemesidir. Kişinin olay anında yaptığı açıklamanın tutanağa geçirilmemesi, sonraki aşamada savunma hakkının kullanılmasını fiilen zorlaştırır. Bu nedenle tutanak ile tanık anlatımları arasındaki çelişkileri ayrı bir savunma başlığı olarak ele alıyoruz; çelişkinin varlığı tek başına beraat sonucu doğurmasa da isnadın ispat değerini ciddi biçimde sarsar.

Kimlik tespiti ve muhatabın doğruluğu

Kalabalık denetimlerde düzenlenen tutanaklarda muhatabın kimliğinin doğru tespit edilmemesi, sonradan ciddi usul tartışmalarına yol açıyor. Özellikle aynı adreste veya aynı araçta bulunan birden fazla kişiye ilişkin tutanaklarda, hangi fiilin hangi kişiye isnat edildiğinin netleşmemesi hâlinde savunma, isnadın belirsizliği üzerine kurulabiliyor. Uygulamada, tutanakta imzası bulunmayan veya kimlik bilgileri eksik bırakılan kişilere sonradan yaptırım uygulandığına tanık oluyoruz. Bu tür dosyalarda öncelikle isnadın kime ait olduğunun açıklığa kavuşturulmasını talep ediyoruz; çünkü muhataplığı belirsiz bir isnat üzerine savunma yürütmek, esasa girmeden önce çözülmesi gereken bir sorundur.

Soruşturma aşamasında savunma hakkının kullanımı

Adli isnat söz konusu olduğunda, şüphelinin ifadesinin alınması sırasında müdafiin hazır bulunması, ifade öncesi isnadın açıkça bildirilmesi ve delillerin tartışılabilmesi usul güvencelerinin temelidir. Dosyalarda gördüğümüz tipik hata, ifade tutanağında isnadın genel ifadelerle geçiştirilmesi ve şüphelinin hangi fiille suçlandığını net biçimde anlamadan beyanda bulunmasıdır. Bu durumda savunma, ifadenin hukuka uygun alınmadığı iddiasına dayanabiliyor. Ayrıca ifade alma sırasında susma hakkının hatırlatılıp hatırlatılmadığı, ifadenin alındığı ortam ve süre de dosyada ayrıca incelenmesi gereken noktalar arasında. Bu aşamadaki usul eksiklikleri, sonraki aşamalarda telafi edilemeyecek nitelikte olabiliyor.

Delil toplama ve kamera kayıtlarının değerlendirilmesi

Kamuya açık alanlarda gerçekleşen fiillerde görüntü kayıtları çoğu zaman belirleyici delil hâline geliyor. Uygulamada dikkatimizi çeken husus, kayıtların dosyaya hangi aşamada ve hangi kapsamda girdiğidir. Savunma açısından önemli olan, kayıtların fiilin gerçekleştiği iddia edilen zaman aralığını ve yeri gerçekten kapsayıp kapsamadığının denetlenmesidir. Bunun yanında, kayıtların çözümüne ilişkin tutanakların içeriği ile görüntünün kendisi arasındaki uyum da ayrıca sorgulanmalıdır. Dosyalarda, görüntü kaydının bulunmadığı veya ilgili zaman aralığını kapsamadığı hâllerde isnadın yalnızca tutanağa dayandığını görüyoruz; bu durumda tutanağın ispat değeri daha da kritik hâle geliyor ve savunmanın bu noktayı özellikle vurgulaması gerekiyor.

İdari yaptırım ile adli süreç arasındaki eşgüdüm

Aynı fiil nedeniyle hem idari yaptırım hem adli soruşturma yürütüldüğünde, iki sürecin birbirini nasıl etkilediği savunmanın önemli bir başlığıdır. Uygulamada, idari para cezasına karşı başvuru süresinin kaçırılması veya adli dosyadaki beyanların idari süreçte aleyhe kullanılması gibi sorunlarla karşılaşıyoruz. Bu nedenle müvekkilleri her iki süreç bakımından ayrı ayrı bilgilendiriyor ve beyanların hangi süreçte kullanılacağının farkında olunmasını sağlıyoruz. İki sürecin farklı usul kurallarına tabi olduğu unutulduğunda, birinde kazanılan bir avantajın diğerinde aleyhe sonuç doğurması mümkün hâle geliyor.

Sonuç: savunmanın ilk adımı usulü netleştirmek

Sokağa çıkma yasağı ihlali dosyalarında savunmanın başarısı, büyük ölçüde esasa girmeden önce usulün netleştirilmesine bağlı. Yaptırımın hukuki niteliği, yasağın kapsamı ve ilan biçimi, tutanağın içeriği, muhatabın doğruluğu, ifade alma süreci ve delillerin kapsamı; bunların her biri ayrı ayrı denetlenmesi gereken başlıklar. Büromuzda bu dosyalara yaklaşırken önce dosyanın "hangi yaptırım rejimine ait olduğunu" tespit ediyor, ardından tutanak-delil-beyan üçgenindeki tutarsızlıkları sıralıyoruz. Müvekkillerimize önerimiz, yasağın ilan edildiği döneme ilişkin belgeleri, varsa görüntü kayıtlarını ve olay anındaki beyanlarını korumaları; zira bu dosyalarda sonradan üretilemeyecek deliller, savunmanın temelini oluşturuyor. Her dosyanın kendi koşullarında değerlendirilmesi gerektiğini ve bu yazıdaki gözlemlerin genel bir uygulama perspektifi sunduğunu belirtmek isteriz.