İkamet Tezkeresi Uzatma Başvurularında Süre Hataları ve Sonuçları

Büromuzda özellikle 2026 yılının ilk yarısında, İstanbul ve Ankara'daki Göç İdaresi İl Müdürlükleri nezdinde yürüttüğümüz dosyalarda en sık karşılaştığımız risk, ikamet tezkeresi uzatma başvurularının yasal süresi içinde yapılmamasıdır. Müvekkillerimizin büyük bir kısmı, mevcut ikamet tezkerelerinin bitiş tarihinden önceki son 60 gün içinde başvuru yapılması gerektiğini bilmekle birlikte, bu sürenin başlangıcını yanlış hesaplamaktadır. Uygulamada, tezkerenin bitiş tarihinden geriye doğru 60 günlük pencere açıldığında sistem üzerinden randevu alınması zorunludur. Ancak birçok yabancı, randevu tarihini değil, başvuru tarihini esas alarak süreyi kaçırmakta ve bu durumda 6458 sayılı Kanun'un 26. maddesi kapsamında sınır dışı etme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu aşamada idare, başvurunun süresinde yapılmadığı gerekçesiyle yeniden ikamet tezkeresi düzenlemeyi reddetmekte ve müvekkilimize 15 gün içinde Türkiye'yi terk etme yükümlülüğü getiren bir sınır dışı etme kararı tebliğ edilmektedir. Bu karara karşı açtığımız iptal davalarında, süre hesabının doğru yapıldığını ve başvurunun elektronik ortamda süresinde kaydedildiğini ispat etmek için e-Devlet çıktıları ve randevu teyit belgelerini delil olarak sunuyoruz. Ancak süreç, idari yargıda aylarca sürebildiğinden, müvekkilin bu süre zarfında yurt dışına çıkış yapmak zorunda kalması ve okul kaydının veya iş sözleşmesinin bozulması gibi telafisi güç mağduriyetler doğmaktadır.

Çalışma İzni ile İkamet Tezkeresi İlişkisinin Kurulamaması

Bir diğer sık karşılaştığımız hukuki risk, çalışma izni sahibi yabancıların, çalışma izninin ikamet tezkeresi yerine geçtiğini düşünerek süreçleri takip etmemesidir. Uygulamada, Uluslararası İşgücü Kanunu kapsamında alınan çalışma izni, süresi boyunca ikamet tezkeresi yerine geçmekte ise de, bu durum yalnızca izin süresiyle sınırlıdır. Çalışma izni sona eren veya iptal edilen yabancı, derhal ikamet tezkeresi için başvuru yapmak zorundadır. Büromuza gelen dosyalarda sıklıkla gördüğümüz üzere, iş sözleşmesi sona eren bir müvekkilimiz, çalışma izninin bitiş tarihinden itibaren 10 gün içinde ikamet tezkeresi başvurusunda bulunmadığı takdirde, kendiliğinden yasal kalış hakkını kaybetmektedir. Bu durumda, sonradan yapılan ikamet tezkeresi başvuruları, "vize muafiyeti süresini aşan kalış" kapsamında değerlendirilerek idare tarafından doğrudan reddedilmekte ve yabancı hakkında sınır dışı etme kararı tesis edilmektedir. Bu tür dosyalarda, iş sözleşmesinin fesih bildiriminin noter aracılığıyla yapılması ve fesih tarihinin net olarak belgelenmesi, idareye karşı yapılacak savunmada kritik önem taşımaktadır. Aksi halde, çalışma izninin hangi tarihte sona erdiği konusunda uyuşmazlık çıkmakta ve müvekkilimizin beyanına itibar edilmemektedir.

Vatandaşlık Başvurularında Çifte Vatandaşlık Statüsünün Beyan Edilmemesi

Vatandaşlık hukuku alanında, özellikle Türk vatandaşlığını sonradan kazanmak isteyen yabancıların başvuru dosyalarında, mevcut uyrukluğunun yanı sıra üçüncü bir ülke vatandaşlığının da bulunması durumunda bu hususun beyan edilmemesi ciddi sonuçlar doğurmaktadır. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca, başvuru sahibinin hangi ülke vatandaşı olduğu ve varsa diğer vatandaşlıkları resmi belgelerle ispatlanmak zorundadır. Uygulamada, müvekkillerimizin bir kısmı, özellikle vatandaşlıktan çıkma izni almadan başka bir ülkenin vatandaşlığını sonradan kazanmışsa, bu durumu Türk makamlarından gizlemekte veya "çifte vatandaşlık" statüsünü yalnızca ana baba üzerinden değerlendirmektedir. Ancak Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, yaptığı araştırmalarda bu durumu tespit ettiğinde, başvuruyu reddetmekte ve hakkında sahte beyanda bulunduğu gerekçesiyle Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin işlemleri iptal etmektedir. Bu iptal kararı, geriye etkili sonuç doğurmakta ve kişinin Türk vatandaşlığını kazandığı tarihten itibaren yaptığı tüm hukuki işlemlerin geçerliliğini tartışmalı hale getirmektedir. Örneğin, bu süre zarfında edinilen taşınmazların tapu kayıtları, yabancı statüsünde geçerli olan sınırlamalara tabi tutulmakta ve müvekkilimiz mağdur olmaktadır. Bu nedenle, başvuru dosyası hazırlanırken yalnızca mevcut pasaporttaki bilgilerle yetinmiyor, müvekkilin seyahat geçmişini ve varsa diğer ülkelerdeki oturum kayıtlarını da talep ederek eksiksiz bir beyan sunulmasını sağlıyoruz.

Uluslararası Koruma Başvurularında İdari Gözetim Kararlarına İtiraz Sürecinde Yaşanan Usul Eksiklikleri

Uluslararası koruma başvurusunda bulunan yabancılar hakkında verilen idari gözetim kararlarına karşı yapılan itirazlarda, uygulamada sıklıkla usul hatası yapıldığını gözlemliyoruz. 6458 sayılı Kanun'un 68. maddesi gereğince, idari gözetim kararına karşı Sulh Ceza Hakimliği'ne başvuru yapılması zorunludur. Ancak müvekkillerimizin bir kısmı, bu itirazı idare mahkemesine yapmakta veya doğrudan Göç İdaresi'ne dilekçe vererek süreci başlatmaya çalışmaktadır. Bu durumda, yetkisiz merciye yapılan başvuru, süreyi durdurmamakta ve idari gözetim süresi uzamaktadır. Ayrıca, itiraz dilekçesinde, idari gözetim kararının gerekçesinin ve tebliğ tarihinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Uygulamada, kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde itiraz edilmesi gerekirken, müvekkillerimizin çoğu, kararın kendilerine tercüman aracılığıyla sözlü olarak bildirildiği tarihi değil, yazılı tebliğ tarihini esas almaktadır. Oysa idare, sözlü bildirimi tutanak altına almakta ve bu tutanak tarihini tebliğ tarihi olarak kabul etmektedir. Bu nedenle, itiraz süresinin kaçırılmaması için, gözetim merkezinde müvekkilimize ulaşır ulaşmaz, kararın bir örneğini ve varsa tutanağı talep ederek süreci derhal başlatıyoruz. Aksi halde, itiraz hakkı zamanaşımına uğramakta ve müvekkilimiz, sınır dışı edilme işlemi tamamlanana kadar idari gözetim altında kalmaktadır.

Vize Muafiyeti Süresinin Hesaplanmasında Schengen Bölgesi Kalışlarının Dikkate Alınmaması

Son olarak, vize muafiyeti kapsamında Türkiye'ye giriş yapan yabancıların, 90 günlük kalış süresinin hesaplanmasında önceki Schengen bölgesi kalışlarının dikkate alınmaması, büromuzda sık karşılaştığımız bir diğer risk alanıdır. Türkiye'nin taraf olduğu ikili anlaşmalar ve mevzuat uyarınca, vize muafiyeti süresi, son 180 gün içinde Türkiye'de geçirilen sürelerin toplamı üzerinden hesaplanmaktadır. Ancak uygulamada, bazı yabancılar, Schengen bölgesinde geçirdikleri süreleri de bu hesaba dahil ederek yanlış bir hesaplama yapmakta ve Türkiye'deki kalış sürelerini aşmaktadır. Bu durumda, sınır kapılarında yapılan kontrollerde, yabancının vize muafiyeti süresini ihlal ettiği tespit edilmekte ve hakkında sınır dışı etme kararı alınmaktadır. Bu tür dosyalarda, müvekkilimizin pasaportundaki giriş-çıkış kaşelerinin tek tek incelenmesi ve Türkiye'de geçirilen toplam sürenin doğru hesaplanması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, sınır dışı etme kararına karşı açılacak davada, müvekkilin Türkiye'deki aile bağları, iş durumu ve sosyal entegrasyonu gibi hususların da dosyaya yansıtılması, idari yargıda lehe sonuç alınmasını sağlayabilmektedir. Ancak bu hususların hiçbiri, süre ihlalinin varlığını ortadan kaldırmamakta; yalnızca idarenin takdir yetkisinin değerlendirilmesinde etkili olmaktadır.

Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku alanında yürüttüğümüz dosyalarda, sürelerin doğru hesaplanması, beyanların eksiksiz yapılması ve idari kararlara karşı doğru merciye başvurulması, sürecin en kritik aşamalarını oluşturmaktadır. Bu alanda yaşanacak en küçük bir ihmal, telafisi mümkün olmayan sınır dışı etme kararlarına ve vatandaşlık kayıplarına yol açabilmektedir. Bu nedenle, dosyalarımızı yalnızca mevzuat hükümleri çerçevesinde değil, idarenin güncel uygulama esaslarını da dikkate alarak titizlikle yürütüyoruz.