Yangın Güvenliği Denetimlerinde İdarenin Sorumluluğu ve Hizmet Kusuru İddiaları: Dosya Pratiğinden Gözlemler

Büromuzun idare hukuku pratiğinde, özellikle son iki yılda yangın güvenliği denetimlerine ilişkin açılan tam yargı davalarında belirgin bir artış gözlemliyoruz. Bu artışın tek nedeni yaşanan elim hadiseler değil; aynı zamanda idarelerin denetim yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği konusundaki hukuki belirsizlikler. Müvekkillerimiz çoğunlukla, yangın sonrası ağır hasar gören iş yerleri veya konutların malikleri ile can kaybı yaşanan durumlarda yakınlarını kaybeden aileler. Karşı tarafta ise çoğunlukla belediyeler ve il özel idareleri yer alıyor. Bu yazıda, dosyalarımızda sık karşılaştığımız hukuki sorunları, idarenin sorumluluğunun tespitindeki pratik zorlukları ve dava sürecinde dikkat ettiğimiz noktaları aktarmak istiyoruz.

Denetim Yetkisinin Karmaşık Dağılımı: İlk Tespit Hatası

Yangın güvenliği denetimlerinde idarenin hangi biriminin sorumlu olduğu, dava açmadan önce çözmemiz gereken ilk ve en kritik sorun. 2007 tarihli Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik, denetim görevini tek bir merciye vermemiş durumda. Uygulamada, yapı ruhsatı ve iskan izni aşamasında belediye, iş yeri açma ve çalışma ruhsatı sürecinde yine belediye veya il özel idaresi, çalışma hayatı açısından ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı devreye giriyor.

Bu dağılım, davalarda görevli ve yetkili idarenin tespitini güçleştiriyor. Örneğin, bir iş hanında çıkan yangında, binanın iskan ruhsatı belediye tarafından verilmiş ancak iş yeri açma ruhsatı il özel idaresi tarafından düzenlenmiş olabiliyor. Yangının çıkış nedeni, her iki idarenin de denetim alanına giren bir eksiklikten kaynaklanıyorsa, davayı hangi idareye yönelteceğimiz hususu, davanın kaderini doğrudan etkiliyor. Bu noktada, müvekkillerimizin çoğu zaman "belediyeye dava açtık, gerisi hallolur" varsayımıyla hareket ettiğini görüyoruz. Oysa dava dilekçesinde hasım gösterilecek idarenin yanlış belirlenmesi, davanın reddine değil, görevsizlik veya husumet yokluğundan reddine yol açabiliyor. Bu da süreci aylarca uzatıyor.

Hizmet Kusuru mu, Kusursuz Sorumluluk mu?

Yangın güvenliği denetimlerinin aksaması halinde idarenin sorumluluğunun hukuki dayanağını belirlemek, dosyanın en tartışmalı kısmını oluşturuyor. İdare Hukuku'nun klasik ayrımı olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk, yangın dosyalarında iç içe geçmiş durumda. Denetim görevinin hiç yapılmaması, eksik yapılması veya geç yapılması hallerinde hizmet kusuruna dayanıyoruz. Ancak burada dikkat ettiğimiz nokta, hizmet kusurunun ağırlığı ile zarar arasındaki illiyet bağının kurulması.

Pratikte en sık karşılaştığımız hata, müvekkillerin yangın çıkış nedenini tam olarak analiz etmeden doğrudan idarenin denetim eksikliğine bağlaması. Oysa yangın, çoğu zaman elektrik tesisatındaki bir arızadan veya ihmalden kaynaklanıyor. İdarenin denetim görevini yerine getirmemiş olması, yangının çıkışını engellemeye yönelik bir eksiklikse hizmet kusuru gündeme gelir. Ancak yangının çıkışı, idarenin denetim alanı dışındaki bir sebebe dayanıyorsa, örneğin bir kişinin kasti olarak yangın çıkarması durumunda, idarenin sorumluluğu ancak yangının yayılmasını önleyici tedbirlerin alınmamış olmasıyla sınırlı kalır. Bu ayrımı yapmadan açılan davalarda, bilirkişi raporları doğrultusunda idarenin sorumluluğu ya hiç kabul edilmiyor ya da çok düşük oranda belirleniyor.

Bilirkişi Raporlarında Sık Karşılaştığımız Eksiklikler

Yangın güvenliği davalarında bilirkişi raporları, davanın kaderini belirleyen en önemli delil. Ancak raporların hazırlanma sürecinde ciddi sorunlar gözlemliyoruz. Özellikle yangın mühendisliği konusunda uzmanlaşmış bilirkişi sayısının azlığı, raporların yüzeysel kalmasına neden oluyor. Çoğu zaman raporlar, yangının çıkış nedenini tespit etmekle yetiniyor; idarenin denetim yükümlülüğünün kapsamını ve bu yükümlülüğün ihlal edilip edilmediğini yeterince irdelemiyor.

Bu noktada büro olarak, bilirkişi heyetine yangın güvenliği konusunda uzman bir akademisyen veya emekli bir itfaiye amirinin eklenmesi yönünde talepte bulunuyoruz. Ayrıca, idarenin denetim görevini yerine getirip getirmediğinin tespiti için, yangından önceki döneme ait denetim raporlarının, iş yeri açma ruhsatı dosyasının ve varsa şikayet başvurularının dosyaya kazandırılmasını sağlıyoruz. Bu belgeler olmadan hazırlanan raporlar, idarenin kusurunu ortaya koymaktan uzak kalıyor.

Yürütmeyi Durdurma ve İhtiyati Tedbir: Zamanlama Kritik

Yangın güvenliği denetimlerine ilişkin davalarda, idari işlemin iptali değil, idarenin eylemi nedeniyle uğranılan zararın tazmini söz konusu olduğundan, yürütmeyi durdurma müessesesi doğrudan uygulanmıyor. Ancak dava sürecinde, zararın artmasını önlemek amacıyla ihtiyati tedbir taleplerinde bulunuyoruz. Özellikle yangın sonrası binanın yıkılması veya onarılması sürecinde, delillerin kaybolmasını önlemek için bilirkişi incelemesi yapılmadan yıkım kararı verilmemesi yönünde tedbir kararları aldırıyoruz.

Bu süreçte karşılaştığımız en büyük zorluk, idarenin yangın sonrası yaptığı işlemlerin hızla ilerlemesi. Örneğin, belediye ekipleri yangın sonrası binayı "riskli yapı" ilan edip yıkım kararı alabiliyor. Bu durumda, yangının çıkış nedenine ilişkin deliller yok oluyor ve idarenin kusurunu ispat etmek neredeyse imkansız hale geliyor. Bu nedenle, yangın sonrası ilk 48 saat içinde hukuki süreci başlatmak ve delil tespiti talebinde bulunmak kritik önem taşıyor.

İdarenin Sorumluluğunun Kapsamı: Tazminat Kalemlerinin Belirlenmesi

Hizmet kusuru tespit edildikten sonra, tazminat kalemlerinin belirlenmesi de ayrı bir uzmanlık alanı. Yangın dosyalarında maddi zararın tespiti, emsal değerlerin belirlenmesi, kira kaybı, iş durması nedeniyle oluşan kar kaybı gibi kalemlerin hesaplanması gerekiyor. Bu hesaplamalar, çoğu zaman aktüerya bilgisi gerektiriyor ve bilirkişi raporlarında bu kalemlerin eksik hesaplandığını görüyoruz.

Özellikle iş yeri yangınlarında, müvekkillerimizin çoğu zaman yalnızca bina hasarını talep ettiğini, ancak yangın nedeniyle işlerinin durmasından kaynaklanan kazanç kaybını talep etmeyi unuttuğunu gözlemliyoruz. Oysa bu kalem, çoğu zaman bina hasarından daha yüksek tutarlara ulaşabiliyor. Dava dilekçesini hazırlarken, müvekkilimizin işletmesinin yangın öncesi ve sonrası finansal durumunu analiz ediyor, vergi beyannameleri ve ticari defterler üzerinden kazanç kaybını hesaplıyoruz. Bu hesaplamaları yapmadan açılan davalarda, mahkeme yalnızca talep edilen kalemlerle sınırlı karar verdiği için, müvekkilimiz ciddi bir hak kaybına uğrayabiliyor.

Zamanaşımı ve Başvuru Şartı: Süre Yönetimi

İdari eylemlerden kaynaklanan tazminat davalarında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca, idari eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde idareye başvuru zorunluluğu bulunuyor. Bu başvuruya idarenin altmış gün içinde cevap vermemesi halinde, cevap verme süresinin bittiği tarihten itibaren dava açma süresi işlemeye başlıyor. Yangın dosyalarında bu sürelerin kaçırılması, en sık karşılaştığımız sorunlardan biri.

Yangın sonrası müvekkillerimiz öncelikle sigorta şirketleriyle görüşüyor, hasar tespit çalışmaları yapılıyor ve bu süreçte idari başvuru süresi unutulabiliyor. Sigorta şirketinin ödeme yapmaması veya eksik ödeme yapması halinde, idareye başvuru için geçen süre, dava açma süresini tüketebiliyor. Bu nedenle, yangın sonrası ilk iş olarak idari başvuru dilekçesinin hazırlanması ve noter aracılığıyla veya iadeli taahhütlü posta ile ilgili idareye gönderilmesi gerektiğini müvekkillerimize özellikle hatırlatıyoruz. Bu başvuru, hem dava açma süresini durduruyor hem de idarenin kusurunu kabul etmesi halinde uzlaşma ihtimalini doğuruyor.

Yangın güvenliği denetimlerinden kaynaklanan idari sorumluluk davaları, teknik bilgi birikimi ve süreç yönetimi gerektiren karmaşık dosyalar. İdarenin hangi biriminin sorumlu olduğunun tespiti, hizmet kusuru ile illiyet bağının kurulması, bilirkişi raporlarının yönlendirilmesi ve tazminat kalemlerinin eksiksiz belirlenmesi, davanın sonucunu doğrudan etkiliyor. Bu süreçte, yangın sonrası ilk müdahalenin hukuki boyutunun da yangınla mücadele kadar önemli olduğunu vurgulamak istiyoruz.