Sağlık hukuku dosyalarında savunma hazırlamak, çoğu meslektaşımızın ilk bakışta düşündüğünden çok daha farklı bir disiplin gerektiriyor. Tıbbi müdahalenin niteliği, hekimin yetki ve sorumluluk sınırları ile hastanın aydınlatılmış onamı arasındaki ince çizgi, dosyanın seyrini belirleyen en kritik unsurlar. Büromuzda özellikle son iki yıldır artan tazminat ve ceza davalarında, savunma stratejimizi yalnızca mevzuat metnine değil, dosyanın tıbbi gerçekliğine ve süreç yönetimine göre kurguluyoruz. Bu yazıda, 2026 yılı itibarıyla uygulamada karşılaştığımız tipik hataları ve savunma hazırlarken dikkat ettiğimiz somut noktaları paylaşacağım.
Bilirkişi Raporu Öncesi Tıbbi Kayıtların Eksiksiz Toplanması
Savunmanın temeli, hiç şüphesiz hasta dosyasıdır. Ancak uygulamada sıklıkla gördüğümüz eksiklik, yalnızca hastane içi kayıtların (epikriz, ameliyat notu, hemşire gözlem formları) toplanmasıyla yetinilmesi. Oysa 2026 yılında sağlık kuruluşlarının elektronik sistemlerinde tutulan veriler, görüntüleme raporları (MR, BT) ve hatta hasta ile hekim arasındaki yazışmalar dahi dosyaya kazandırılmalı. Bilirkişi incelemesi sırasında eksik evrak sunulması, çoğu zaman aleyhe yorumlanmakta ve kusur oranının artmasına neden olmaktadır.
Özellikle özel hastanelerde, hastanın şikayetçi olması durumunda kurum içi tutanakların ve kalite birimi kayıtlarının dahi istenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu belgeler, müdahalenin olağan akışını göstermesi bakımından savunmada güçlü birer dayanak oluşturuyor. Aksi halde, yalnızca hekimin beyanına dayanan bir savunma, bilirkişi nezdinde inandırıcılığını yitirebiliyor.
Aydınlatılmış Onam Formunun İçeriği ve İspat Yükü
Malpraktis iddialarının neredeyse tamamında karşımıza çıkan bir diğer başlık, aydınlatılmış onam. Burada dikkat ettiğimiz nokta, formun yalnızca imzalı olması değil, içeriğinin müdahalenin risklerini ve alternatif tedavi yöntemlerini ne ölçüde kapsadığıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda, onam formunun hastanın anlayabileceği dilde ve somut riskleri barındırması gerekiyor. Genel geçer ifadelerle doldurulmuş bir form, savunmada beklenen etkiyi yaratmıyor.
Uygulamada sık karşılaştığımız bir hata, hekimin müdahale öncesinde hastayla yaptığı sözlü görüşmenin kayıt altına alınmamış olması. Bu görüşmelerin hasta dosyasına işlenmesi veya en azından hekim tarafından not düşülmesi, ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda savunmayı ciddi şekilde güçlendiriyor. Biz de müvekkillerimize bu kayıtların mutlaka oluşturulması yönünde telkinde bulunuyoruz.
Zaman Aşımı ve Dava Şartları: Gözden Kaçan Süreler
Sağlık hukuku uyuşmazlıklarında sürelerin hesabı, dosyanın esasına girmeden önceki en kritik aşamadır. Tazminat davalarında 2 yıllık zamanaşımı süresi, ceza davalarında ise şikayet süresi sıklıkla göz ardı ediliyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken asıl nokta, sürenin başlangıcının tespitidir. Zararın ve failin öğrenildiği tarih, her somut olayda farklılık gösterebiliyor. Özellikle yabancı cisim unutulması gibi gizli kalan durumlarda, zamanaşımının başlangıcı için zararın ortaya çıktığı tarihin esas alınması gerektiğini savunuyoruz.
Bunun yanı sıra, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneler aleyhine açılacak davalarda idari başvuru şartının yerine getirilip getirilmediği de dava şartı olarak değerlendiriliyor. Bu başvurunun yapılmamış olması, davanın usulden reddine yol açabiliyor. Dosyalarımızda bu hususu ön inceleme aşamasında mutlaka kontrol ediyor, müvekkillerimizi bu süreç hakkında bilgilendiriyoruz.
Kusur Tespitinde Hekim ile Hastane Arasındaki Sorumluluk Dağılımı
Savunmayı hazırlarken üzerinde en çok durduğumuz konulardan biri de kusurun kime atfedileceğidir. Özel hastanelerde, hekimin serbest çalışması ile hastanenin organizasyonel kusuru arasındaki ayrım, tazminat miktarını doğrudan etkiliyor. Örneğin, enfeksiyon kontrol önlemlerinin alınmaması veya yetersiz hemşire istihdamı gibi durumlarda hastanenin kusuru gündeme gelirken; cerrahi teknik hatanın varlığında hekimin şahsi sorumluluğu öne çıkıyor.
Bu noktada, savunma stratejimizi belirlerken yalnızca hekimin veya yalnızca hastanenin savunmasını yapmıyoruz. Dosyanın bütününü değerlendirip, kusur dağılımının adil bir şekilde yapılması için bilirkişiye sunulacak tıbbi verileri ve kurumsal prosedürleri birlikte hazırlıyoruz. Aksi takdirde, tek taraflı bir savunma, bilirkişinin gözünde eksik ve inandırıcılıktan uzak kalabiliyor.
Yeni Düzenlemeler ve Dijital Sağlık Uygulamalarının Etkisi
2026 yılı itibarıyla tele-tıp uygulamalarının yaygınlaşması ve uzaktan sağlık hizmeti sunumunun artması, beraberinde yeni hukuki sorunları da getirdi. Uzaktan teşhis ve tedavi süreçlerinde aydınlatma yükümlülüğünün nasıl yerine getirileceği, kayıtların nasıl tutulacağı ve veri güvenliğinin nasıl sağlanacağı, savunmada ele aldığımız yeni başlıklar arasında. Bu tür dosyalarda, teknik alt yapının ve yazılım sağlayıcısının sözleşmesel sorumluluğunun da değerlendirmeye katılması gerekiyor.
Dijital sağlık kayıtlarının delil niteliği, klasik hasta dosyalarına göre daha fazla tartışma konusu olabiliyor. Bu nedenle, bu kayıtların silinmezliği ve bütünlüğü konusunda bilirkişi incelemesi talep ediyor, gerektiğinde bilişim uzmanı görüşüne başvuruyoruz. Savunmada bu teknik detayların göz ardı edilmesi, sürecin aleyhe dönmesine neden olabiliyor.
Sonuç Olarak
Sağlık hukuku uyuşmazlıklarında savunma, salt hukuk bilgisiyle değil; tıbbi süreçlere hakimiyet, belge yönetimi ve süre disipliniyle şekilleniyor. Müvekkillerimizin en büyük hatası, sürecin başında hukuki destek almadan kendi beyanlarıyla hareket etmeleri ve delillerin toplanmasını geciktirmeleri. Oysa erken müdahale, hem zamanaşımı risklerini ortadan kaldırıyor hem de savunmanın gücünü artırıyor. Bu alanda karşılaştığımız her dosya, bize tıp ve hukukun kesişim noktasında dikkatli ve titiz bir çalışmanın kaçınılmaz olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Önemli Not
Yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; kesin hukuki görüş, tavsiye veya yönlendirme olarak değerlendirilmemelidir.
Her somut olay farklıdır. Hukuki bir karar vermeden önce mutlaka avukat desteği alın.