2026’da İstanbul Aile Mahkemelerinde Anlaşmalı Boşanmada En Sık Karşılaştığımız Hatalar
İstanbul’daki yoğun dosya trafiği içinde anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli süreçlere kıyasla daha hızlı ilerleyen bir yol haritası sunar. Ancak büromuzda son iki yıldır özellikle İstanbul Anadolu ve Avrupa yakasındaki aile mahkemelerinde takip ettiğimiz dosyalarda, sürecin “anlaşmalı” olarak başlayıp çekişmeli yargılamaya dönmesine ya da duruşmanın ilk celsede reddiyle sonuçlanmasına neden olan sistematik hatalar görüyoruz. Bu hataların büyük kısmı, tarafların hukuki danışmanlık almadan protokol metni hazırlamasından veya avukatların dahi gözden kaçırabildiği, mahkeme pratiğine özgü bürokratik detaylardan kaynaklanıyor. Aşağıda, 2026 yılı itibarıyla İstanbul Aile Mahkemelerindeki uygulamada en çok karşılaştığımız ve dava sonucunu doğrudan etkileyen hataları deneyimlerimiz çerçevesinde ele alıyoruz.
1. Islah ve Feragat Yasağını Göz Ardı Eden Protokol Metinleri
Anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken en kritik hukuki sınır, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği hususların protokole dâhil edilmesidir. Özellikle velayet düzenlemelerinde, “ortak velayet” gibi Türk Medeni Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş bir kurumun protokole yazılmasını sıklıkla görüyoruz. Mahkeme, bu tür bir talebi kanuna aykırı bularak taraflara süre vermekte, ıslah yolunu kapatmakta ve doğrudan davanın reddine karar verebilmektedir. Pratikte gördüğümüz bir diğer husus, tarafların boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin karşılıklı feragatlerinin protokolde “her türlü maddi ve manevi tazminat talebinden feragat” şeklinde geniş kaleme alınmasıdır. Bu ifade, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca geçerli kabul edilse de, feragatin kapsamı belirsiz olduğunda mahkeme tarafları duruşmada bizzat dinleyerek iradelerini netleştirmekte ve süreç uzamaktadır.
2. Duruşma Günü Bizzat Beyanın Zorunluluğu ve Vekil İmzasının Yetersizliği
İstanbul Aile Mahkemeleri’nin 2025 yılı sonrası uygulamalarında, anlaşmalı boşanma davalarında tarafların bizzat duruşmada hazır bulunma şartının esnetilmediğini gözlemliyoruz. Vekil aracılığıyla yürütülen dosyalarda dahi, hâkim tarafların boşanma iradesini ve protokoldeki şartları kabul ettiğini bizzat görmek istemektedir. Müvekkillerimizin bir kısmı, özellikle yurt dışında ikamet edenler, duruşmaya katılmak yerine noter onaylı imza beyanı sunarak süreci hızlandırmak istemektedir. Ancak uygulamada, İstanbul mahkemeleri bu yöntemi tek başına yeterli görmemekte; tarafların Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile ifadesinin alınmasına karar vermektedir. Bu durum, dosyanın bir sonraki celseye bırakılmasına ve boşanma hükmünün en az iki-üç ay gecikmesine yol açmaktadır. Duruşma günü belirlenirken tarafların fiilen mahkemede hazır bulunabileceği bir takvimin planlanması, büromuzda süreci hızlandıran en önemli pratik adım olarak öne çıkıyor.
3. Mal Rejimi Tasfiyesinde Eksik Beyan ve Tapu Müdürlükleriyle Yaşanan Uyuşmazlıklar
Protokolde kararlaştırılan mal paylaşımının infazı aşamasında, özellikle taşınmazların devri konusunda ciddi aksaklıklar yaşanıyor. Tarafların protokolde “taşınmazın devri” şeklinde anlaşması, tek başına tapu müdürlüğünde işlem yapılması için yeterli olmuyor. Tapu müdürlükleri, boşanma ilamının kesinleşme şerhini ve tarafların bizzat başvurusunu aramaktadır. Burada sık karşılaştığımız hata, protokolde taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ile güncel imar durumu arasındaki farkın göz ardı edilmesidir. Örneğin, arsa vasfındaki bir taşınmazın protokolde “mesken” olarak devrinin kararlaştırılması, tapu müdürlüğünde işlemin durdurulmasına neden olmakta; taraflar yeniden mahkemeye başvurarak ek karar almak zorunda kalmaktadır. Ayrıca, taşınmaz üzerinde banka ipoteği veya haciz şerhi bulunması hâlinde, protokolde bu yükümlülüklerin hangi tarafça ve ne zaman kaldırılacağının açıkça düzenlenmemesi, ilamın icrasını çıkmaza sokmaktadır.
4. Nafaka Miktarının Belirlenmesinde Güncel Ekonomik Verilerin Dikkate Alınmaması
2026 yılı itibarıyla İstanbul’daki yaşam maliyetlerindeki değişim, nafaka takdirinde mahkemelerin ihtiyatlı yaklaşımını artırmış durumda. Anlaşmalı boşanma protokollerinde tarafların, yoksulluk nafakası miktarını sabit bir rakam olarak belirlemesini sık görüyoruz. Oysa mahkeme, tarafların üzerinde anlaştığı bu rakamı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile güncel asgari ücret ve enflasyon verilerini dikkate alarak denetlemekte; tarafların iradesi ile bağlı kalmayarak nafakayı resen artırabilmekte veya azaltabilmektedir. Bu durum, tarafların “anlaştık, mahkeme onaylar” beklentisiyle hareket etmesi nedeniyle duruşmada şaşkınlık yaratmakta ve protokolün taraflarca kabul edilmemesi hâlinde dava çekişmeli hâle dönüşmektedir. Müvekkillerimize her zaman, nafaka miktarının emsal içtihatlara ve güncel verilere yakın bir aralıkta belirlenmesini, aksi hâlde mahkemenin müdahalesiyle karşılaşılacağını hatırlatıyoruz.
5. Velayet Düzenlemesinde Çocuğun Görüşünün Alınması ve Pedagog Raporu Süreci
Anlaşmalı boşanma davalarında velayetin anneye veya babaya verilmesi konusunda taraflar anlaşmış olsa bile, mahkeme çocuğun üstün yararını gözetmek zorundadır. Özellikle çocuğun on sekiz yaşını doldurmamış olması ve ayırt etme gücüne sahip bulunması hâlinde, İstanbul Aile Mahkemeleri’nin büyük çoğunluğu, çocuğun bizzat dinlenmesine veya pedagog/psikolog marifetiyle rapor alınmasına karar vermektedir. Tarafların bu süreci öngörmemesi, dosyanın uzamasına yol açmaktadır. Pratikte gördüğümüz bir diğer hata, velayet düzenlemesinde kişisel ilişki tesisinin çok dar veya çok geniş tutulmasıdır. Örneğin, babanın çocukla hafta sonu görüşmesinin “her hafta sonu” şeklinde düzenlenmesi, mahkemece çocuğun eğitim ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle taraflara geri gönderilmekte; tarafların yeniden müzakere ederek protokolü değiştirmesi gerekmektedir. Bu da en az bir celse kaybı anlamına gelmektedir.
6. Protokolde Açık Hüküm Bulunmayan Konularda Uyuşmazlık Çıkması
Anlaşmalı boşanma protokolünün eksik düzenlenmesi, ilerleyen dönemde taraflar arasında yeni uyuşmazlıkların doğmasına zemin hazırlıyor. Özellikle çocuğun eğitim masrafları, sağlık giderleri ve sigorta primlerinin hangi tarafça karşılanacağının protokolde açıkça düzenlenmemesi, boşanma sonrasında tarafları yeniden mahkemeye taşımaktadır. Bu tür uyuşmazlıklar, anlaşmalı boşanmanın nihai olarak sonuçlanmasını engellemese de, tarafların arasındaki iletişimi koparmakta ve çocuğun menfaatini olumsuz etkilemektedir. Büromuzda, protokol metnini hazırlarken yalnızca mevcut durumu değil, gelecekte doğabilecek ihtimalleri de kapsayacak şekilde “yorum hükümleri” eklemeye özen gösteriyoruz. Örneğin, çocuğun üniversite eğitimi, yurt dışı eğitimi veya özel sağlık sigortası gibi konularda tarafların sorumluluk sınırlarını belirleyen maddeler, ileride doğacak uyuşmazlıkların önüne geçmektedir.
Sonuç Olarak Pratik Değerlendirme
İstanbul Aile Mahkemeleri’ndeki anlaşmalı boşanma uygulaması, tarafların iradelerinin mahkeme denetiminden geçtiği bir süreç olarak işlemektedir. Protokolün salt taraflar arasında imzalanmış olması, mahkemenin onayını garanti altına almamaktadır. 2026 yılında dosyalarımızda edindiğimiz izlenim, hâkimlerin özellikle velayet, nafaka ve mal rejimi tasfiyesi konularında resen araştırma yetkisini daha aktif kullandığı ve tarafların beyanlarını yüzeysel kabul etmediği yönündedir. Bu nedenle, anlaşmalı boşanma sürecine başlamadan önce tarafların yalnızca “boşanma” üzerinde değil, boşanmanın tüm mali ve kişisel sonuçları üzerinde gerçekçi bir mutabakat sağlaması ve bu mutabakatın usulüne uygun bir protokol metnine dökülmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi hâlde, kısa sürede sonuçlanması beklenen bir dava, aylar süren bir çekişmeli yargılamaya dönüşebilmektedir. Hukuki süreçlerde profesyonel destek almak, bu riskleri en aza indirmek ve tarafların hak kaybına uğramasını önlemek açısından her zaman en sağlıklı yoldur.
Önemli Not
Yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; kesin hukuki görüş, tavsiye veya yönlendirme olarak değerlendirilmemelidir.
Her somut olay farklıdır. Hukuki bir karar vermeden önce mutlaka avukat desteği alın.