Pay Devri ve Birleşme Dosyalarında Masaya Oturduğumuzda İlk Gördüğümüz Şey: Niyet ile Kurgu Arasındaki Makas

2026 yılında büromuza gelen birleşme ve devralma (M&A) dosyalarında dikkatimizi çeken ilk şey, ticari müzakere ile hukuki kurgunun aynı takvimde yürütülmemesi oluyor. Uygulamada sık gördüğümüz tablo şu: taraflar fiyat, ödeme planı ve earn-out üzerinde mutabık kalıyor; hukuki ekibe dosya "imza aşamasına geldi, sözleşmeyi kaleme alın" denilerek getiriliyor. Oysa pay devri, aktif-pasif devri ve birleşme süreçlerinde hukuki kurgu, ticari şartların taşıyıcısıdır; sonradan eklenen bir koruma maddesi çoğu zaman fiyatı baştan konuşmayı gerektirir.

Aşağıda, son dönemde özellikle limited ve anonim şirket pay devri ile birleşme işlemlerinde dosya bazında tekrar tekrar karşılaştığımız kritik noktaları, kendi uygulama gözlemimiz üzerinden paylaşıyoruz.

Due Diligence'ta "Checklist" Yaklaşımının Bedeli

Uygulamada en çok zaman kaybettiğimiz aşama, due diligence'ın genel bir liste üzerinden yürütülmesi. Oysa hedef şirketin faaliyet alanı, sözleşme yapısı ve bağımlı olduğu kamu izinleri, incelemenin merkezini belirlemelidir. Bir üretim şirketinde çevre izinleri ve iş güvenliği dosyaları öne çıkarken, bir yazılım şirketinde fikri mülkiyet zinciri ve çalışanların eser sözleşmeleri belirleyici oluyor.

Dosyalarda sık yakalandığımız noktalar şunlar oluyor:

  • Pay defteri ile ortaklar kurulu kararlarının çelişmesi: Özellikle aile şirketlerinde pay devirlerinin genel kurul onayına tabi olup olmadığı, esas sözleşmedeki bağlam hükümleri atlanarak yapılan işlemler sonradan sakatlanıyor.
  • Rekabet yasağı ve gizlilik taahhütlerinin kapsamı: Satıcı tarafın "ben zaten imzaladım" dediği taahhütlerin süre, coğrafi alan ve faaliyet bakımından yeni işlemi karşılamaması.
  • Kamu alacakları ve SGK borçlarının gizli kalması: Bilanço dışı yükümlülüklerin tespiti için kurum yazışmalarının bizzat istenmesi gerekiyor; beyan üzerinden geçilen dosyalarda sonradan ciddi sorunlar çıkıyor.
  • İştirak ve pay sahipliği zincirinin netleşmemesi: Dolaylı pay sahipliği üzerinden devralınan risklerin satış bedeline yansıtılmaması.

Hisse Devir Sözleşmesinde Beyan ve Taahhütlerin Ağırlığı

2026'da kaleme aldığımız hisse devir sözleşmelerinde, klasik "satıcı beyan eder ki" kalıbının ötesine geçmek zorundayız. Beyan ve taahhütler, sadece imza anındaki durumu değil, kapanışa kadar geçen süreyi ve kapanış sonrası belirli bir dönemi de kapsamalı. Uygulamada en sık gördüğümüz hata, beyanların kapsamının belirsiz bırakılması ve tazminat mekanizmasının (indemnity) süre ve üst sınırla birlikte tanımlanmaması.

Bu noktada dikkatimizi çeken pratik başlıklar:

  • Beyanların "materiality" filtresine tabi tutulması: Hangi beyanın hangi eşiğin altında tazminat doğuracağı net değilse, kapanış sonrası uyuşmazlık kaçınılmaz oluyor.
  • Kapanış şartlarının (conditions precedent) takvimsiz bırakılması: Rekabet Kurumu izni, sektörel onaylar ve üçüncü kişi rızaları için makul süre ve "long stop date" belirlenmemesi, işlemi belirsizliğe sürüklüyor.
  • Earn-out mekanizmasının muhasebe standartlarıyla bağlanmaması: Hangi finansal tablonun, hangi standarda göre ve kim tarafından hesaplanacağı yazılmadığında, ticari bir anlaşmazlık hukuki bir krize dönüşüyor.
  • Satıcı tarafın kilit personel ve müşteri ilişkileri taahhütleri: Devir sonrası dönemde bu taahhütlere aykırılık, tazminat talebinin en sık dayanağı oluyor.

Birleşme ve Bölünmede Tür Değişikliği Sürecinin Yönetimi

Birleşme ve bölünme işlemlerinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde yürütülen süreç, genellikle birleşme sözleşmesinin hazırlanmasıyla sınırlı sanılıyor. Oysa uygulamada asıl yük, birleşme raporunun içeriği, ortaklık paylarının değişim oranının gerekçelendirilmesi ve alacaklılara yapılan çağrı sürecinin usulüne uygun yürütülmesinde ortaya çıkıyor.

Dosyalarda öne çıkan pratik meseleler:

  • Değişim oranının değerleme raporuyla tutarlı olmaması: Birleşmeye katılan şirketlerin aktif ve pasiflerinin gerçeğe uygun değerlemesi yapılmadan belirlenen oran, sonradan ortaklar nezdinde ciddi itirazlara yol açıyor.
  • Alacaklıların korunmasına ilişkin ilan ve çağrı sürecinin eksik yürütülmesi: Sürelerin kaçırılması, işlemin geçerliliğini tartışmalı hale getiriyor.
  • Çalışanların bilgilendirilmesi ve iş sözleşmelerinin devri: İş hukuku boyutu, birleşme dosyalarında en sık gözden kaçan ve sonradan dava konusu olan başlık.
  • Vergisel sonuçların önceden planlanmaması: Birleşme ve devralma işlemlerinin kurumlar vergisi, KDV ve damga vergisi boyutu, işlem yapısını doğrudan etkiliyor.

Kapanış Sonrası Entegrasyonun Sözleşmeye Yansıtılmaması

Uygulamada gördüğümüz en yaygın eksikliklerden biri, kapanış sonrası dönemin sözleşmede neredeyse hiç düzenlenmemesi. Oysa devralan taraf açısından risk, imza anında değil; ilk 6-12 ayda ortaya çıkıyor. Bu nedenle geçiş dönemi hizmetleri (transition services), marka ve lisans kullanımı, bilgi sistemlerinin devri ve müşteri ilişkilerinin aktarımı gibi başlıkların sözleşmede ayrı bir bölüm olarak ele alınması gerekiyor.

Ayrıca rekabet hukuku boyutu, özellikle pazar payı eşiklerinin aşıldığı işlemlerde işlemin kendisinden önce değerlendirilmesi gereken bir konu. İşlem sonrası ortaya çıkan rekabet ihlali iddiaları, hem idari para cezası hem de işlemin geri alınması riskini gündeme getirebiliyor. Bu nedenle birleşme ve devralma dosyalarında rekabet hukuku değerlendirmesini, işlemin en başında ayrı bir başlık olarak ele alıyoruz.

Uygulamada Kendimize Sorduğumuz Sorular

Bir M&A dosyasını kapatmadan önce, ekiple birlikte şu soruları netleştirmeye çalışıyoruz:

  • Beyan ve taahhütler, işlemin ticari mantığını gerçekten yansıtıyor mu?
  • Kapanış şartları ve takvim, üçüncü kişi onayları dikkate alınarak gerçekçi mi?
  • Tazminat mekanizması, süre ve üst sınır bakımından taraflar arasında dengeli mi?
  • Vergi, iş hukuku ve rekabet hukuku boyutları işlemin yapısına entegre edildi mi?
  • Kapanış sonrası geçiş dönemi, somut yükümlülüklerle tanımlandı mı?

Sonuç Yerine: İşlemin Hukuki Kurgusu Ticari Kararın Kendisidir

2026'da birleşme ve devralma süreçlerinde gördüğümüz en kritik nokta, hukuki kurgunun ticari müzakereden ayrı düşünülmesi. Hukuki ekibin sürece erken dahil edilmediği dosyalarda, sonradan eklenen koruma maddeleri ya ticari dengeyi bozuyor ya da taraflar arasında güven sorununa dönüşüyor. Bu nedenle işlemin başında hukuki risk haritasının çıkarılması, beyan ve taahhütlerin ticari şartlarla birlikte kurgulanması ve kapanış sonrası dönemin sözleşmede ayrıca ele alınması, sürecin sağlıklı ilerlemesi için belirleyici oluyor.

Uygulamada her dosyanın kendi dinamikleri olduğunu biliyoruz; genel şablonlar yerine işlemin niteliğine göre kurgulanmış sözleşme ve süreç yönetimi, tarafların hukuki güvenliğini koruyan temel unsur olarak öne çıkıyor.