Fabrika Kapanması ve Üretim Durması Halinde İşçilik Alacakları Dosyalarında En Sık Karşılaştığımız 7 Hata

Son dönemde tekstil ve bağlantılı sektörlerde üretimin durdurulması, siparişlerin iptali ve tesis kapanmaları nedeniyle büromuza gelen işçilik alacakları dosyalarında belirgin bir artış var. Bu dosyaların ortak özelliği şu: işçi tarafı haklı, ancak süreç yönetimindeki hatalar nedeniyle alacak kalemlerinin bir kısmı ya zamanaşımına gidiyor ya da ispat edilemiyor. İşveren vekili olarak yürüttüğümüz dosyalarda ise tablo tersine dönüyor; fesih bildiriminin usulüne uygun yapılmaması, işverenin haklı olduğu bir uyuşmazlıkta dahi tazminat yükümlülüğü doğuruyor. Aşağıda, hem işçi hem işveren vekili sıfatıyla baktığımız dosyalarda tekrar tekrar karşımıza çıkan yedi hatayı, uygulamada gördüğümüz şekliyle paylaşıyoruz.

1. Fesih Bildiriminin "Üretim Durdu, İş Kalmadı" Gerekçesiyle Yapılması

Uygulamada en sık gördüğümüz hata, işverenin üretimi durdurması sonrası işçilere sözlü olarak "iş yok, artık gelmeyin" denilmesi ve bunun yazılı bir fesih bildirimine dönüştürülmemesi. İş Kanunu'nda fesih, kural olarak yazılı yapılması gereken ve gerekçesinin açıkça gösterilmesi gereken bir işlem. Sözlü bildirim, işçi açısından fesih tarihinin tartışmalı hale gelmesine; işveren açısından ise feshin hiç yapılmadığı veya işçinin kendisinin ayrıldığı iddiasıyla karşılaşılmasına yol açıyor. Dosyalarda kıdem ve ihbar sürelerinin başlangıç-bitiş tarihlerinin belirlenmesi bu nedenle ilk duruşmada çözülemeyen bir uyuşmazlığa dönüşüyor.

Büromuzda bu tür dosyalarda ilk yaptığımız iş, fesih iradesinin ortaya çıktığı tarihi gösteren her türlü yazışmayı (kısa mesaj, e-posta, kapı giriş kayıtları, işyeri içi duyuru) kronolojik olarak dizmek oluyor. Çünkü faiz başlangıcı ve zamanaşımı bu tarihe bağlı.

2. Toplu İşten Çıkarma Eşiğinin Yanlış Hesaplanması

Fabrika kapanması, teknik olarak toplu işten çıkarma rejimini gündeme getirebilir. Ancak uygulamada işverenlerin bu rejimi ya tamamen göz ardı ettiğini ya da eşik hesabını yanlış yaptığını görüyoruz. İşyerindeki işçi sayısı, çıkarılacak işçi sayısı ve otuz günlük süre içinde yapılan fesihler birlikte değerlendirilmediğinde, bildirim yükümlülüğü doğmadan işlem yapıldığı varsayımı ortaya çıkıyor. Sonradan, aynı dönemde yapılan fesihlerin birleştirilmesiyle eşiğin aşıldığı anlaşılıyor.

Bu noktada işçi vekili olarak dikkat ettiğimiz husus şu: toplu işten çıkarma usulüne uyulmaması, tek başına feshin geçersizliği sonucunu doğurmasa da işe iade davasında işverenin savunmasını zayıflatıyor ve tazminat kalemlerinin hesabında ciddi bir kaldıraç oluşturuyor.

3. Kıdem Tazminatı Hesabında Giydirilmiş Ücretin Eksik Alınması

Üretim durması dönemlerinde işverenlerin sık başvurduğu yol, kısa çalışma veya ücretsiz izin uygulaması. Bu dönemlerde yapılan ödemelerin kıdem tazminatı hesabına nasıl yansıtılacağı, dosyalarda en çok tartışılan kalemlerden biri. Uygulamada gördüğümüz tipik hata, kıdem tazminatı hesabında yalnızca çıplak ücretin dikkate alınması; yol, yemek, ikramiye, prim gibi düzenli ödemelerin giydirilmiş ücrete dahil edilmemesi.

Bir başka hata da tavan uygulaması: fesih tarihindeki kıdem tazminatı tavanının, ücretsiz izin veya kısa çalışma dönemi öncesindeki tarihe göre uygulanması. Dosyalarda bu ayrımın yapılmadığını, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde sıkça dile getiriyoruz.

4. İhbar Tazminatında Sürenin Yanlış Belirlenmesi

İhbar tazminatı, işçinin işyerindeki kıdemine göre kademeli olarak belirleniyor. Fabrika kapanması süreçlerinde, işçinin aynı işverene bağlı farklı işyerlerinde geçen hizmet sürelerinin birleştirilip birleştirilmeyeceği sıkça uyuşmazlık konusu oluyor. Özellikle taşeronluk veya grup şirket yapılanmaları içinde çalışan işçilerde, hizmet süresinin bölünmesi nedeniyle ihbar süresi bir kademe düşük hesaplanıyor.

Uygulamada, işçinin sosyal güvenlik kayıtlarındaki işyeri sicil numaralarının değişip değişmediğini, işveren unvanının değişip değişmediğini ayrı ayrı kontrol ediyoruz. Bu kontrol, ihbar tazminatı kaleminde ciddi fark yaratıyor.

5. Yıllık İzin Alacağında Zamanaşımı Savunmasının Yanlış Kurulması

Yıllık ücretli izin alacağı, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren zamanaşımına tabi. Ancak uygulamada, işveren vekillerinin zamanaşımı savunmasını yalnızca "beş yıl geçti" şeklinde kurduğunu, işçi vekillerinin ise izin kullanımına ilişkin imzalı belgelerin varlığını hiç sorgulamadığını görüyoruz. Üretim durması dönemlerinde işverenlerin toplu izin kullandırma uygulamaları, bu kalemi ayrıca karmaşıklaştırıyor.

Dosyalarda özellikle şu noktaya bakıyoruz: izin defteri veya izin formundaki imzaların işçiye ait olup olmadığı, izin kullandırıldığı iddia edilen dönemlerin üretim kayıtlarıyla örtüşüp örtüşmediği. Bu iki kaynağın çeliştiği dosyalarda, yıllık izin alacağı kalemi ciddi biçimde değişiyor.

6. Fazla Mesai ve UBGT Alacaklarında İspat Yükünün Ters Kurulması

Üretim durması öncesi dönemlerde işçilerin yoğun fazla mesai yaptığı, ancak karşılığının ödenmediği sıkça iddia ediliyor. Burada uygulamada gördüğümüz hata, işçi vekilinin yalnızca tanık beyanına dayanması; işveren vekilinin ise puantaj kayıtlarının tutulmadığını kabul ederek ispat yükünü üzerine alması. İş Kanunu'nda fazla mesai ve ulusal bayram-genel tatil alacaklarında ispat yükü işçide olmakla birlikte, işverenin işyerinde tutması gereken kayıtları tutmaması, işçinin delil sunmasını pratikte kolaylaştırıyor.

Büromuzda bu tür dosyalarda, işyerinin giriş-çıkış kayıtları, vardiya listeleri ve üretim planlama belgelerinin celbini talep ediyoruz. Bu belgeler gelmediğinde, tanık beyanlarının ağırlığı artıyor.

7. Arabuluculuk Aşamasında Talebin Eksik Kaleme Edilmesi

İşçilik alacaklarına ilişkin davalarda dava şartı olarak arabuluculuk zorunlu. Uygulamada en sık gördüğümüz hata, arabuluculuk başvurusunda yalnızca kıdem ve ihbar tazminatının yazılması; fazla mesai, yıllık izin, UBGT ve diğer alacakların başvuruya hiç konulmaması. Sonradan bu kalemler için dava açıldığında, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden ret riski doğuyor.

Bu nedenle başvuru dilekçesini hazırlarken, işçinin bordro ve puantaj kayıtlarından hareketle kalem kalem talep listesi çıkarıyoruz. Arabuluculuk tutanağında hangi kalemlerin görüşüldüğü, sonraki davanın kapsamını doğrudan belirliyor.

Uygulamada Ne Yapıyoruz

Fabrika kapanması ve üretim durması kaynaklı dosyalarda, öncelikle fesih tarihini ve fesih iradesinin ortaya çıktığı anı belgeliyoruz. Ardından hizmet süresi, ücret ve ek ödemeleri sosyal güvenlik kayıtları, bordrolar ve banka hareketleri üzerinden ayrı ayrı doğruluyoruz. Arabuluculuk aşamasında talep listesini eksiksiz kuruyor, dava aşamasında ise bilirkişi raporuna itirazlarımızı hesap yöntemi üzerinden yapılandırıyoruz.

Bu tür dosyalarda süreç, tek bir belgeye değil bir belge zincirine dayanıyor. İşçi vekili olarak alacağın eksiksiz hesaplanması; işveren vekili olarak ise feshin usulüne uygun belgelenmesi, dosyanın seyrini belirleyen iki temel unsur olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle hem işçi hem işveren tarafında, sürecin başından itibaren dosya disipliniyle çalışılması, sonradan telafisi güç usul hatalarının önüne geçiyor.