Aile hukuku, toplumun temel taşı olan aile kurumunun hukuki çerçevesini belirleyen, bireylerin en özel yaşam alanlarına dokunan dinamik bir hukuk dalıdır. Değişen sosyal yapılar, aile içi ilişkilerdeki dönüşümler ve teknolojik gelişmeler, bu alandaki mevzuat ve yargısal yaklaşımların da sürekli güncellenmesini gerektirmektedir. Son dönemde, özellikle sosyal medya platformlarında sıkça tartışılan boşanma, velayet, nafaka ve evlilik birliğinin korunması gibi konularda önemli yasal değişiklikler ve Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen gelişmeler yaşanmıştır. Bu makalede, Türk aile hukukundaki güncel gelişmeler, mevzuat değişiklikleri ve yargıtay kararları ışığında ele alınacak, bireylerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin profesyonel bir değerlendirme sunulacaktır.



Boşanma Süreçlerinde Güncel Yaklaşımlar ve İletişim Araçlarının Rolü


Boşanma davaları, artık sadece mahkeme salonlarında değil, dijital iletişim kanallarında da iz bırakmaktadır. 2023 yılında yürürlüğe ginen Türk Medeni Kanunu'nda (TMK) yapılan değişiklikle, "evlilik birliğinin temelden sarsılması" boşanma sebebi olarak daha net tanımlanmıştır. Yargıtay'ın son dönem kararlarında, eşler arasındaki WhatsApp, SMS ve sosyal medya mesajlaşmalarının, haklı boşanma sebebinin varlığının ispatında somut delil olarak kabul edildiği görülmektedir. Ancak, bu delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve kişilik haklarına saygı gösterilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, arabuluculuk müessesesi, özellikle anlaşmalı boşanma süreçlerinde daha etkin bir şekilde teşvik edilmekte, uyuşmazlıkların daha hızlı ve az yıpratıcı çözülmesi amaçlanmaktadır. Bu süreçlerde tarafların, mevzuat çerçevesinde haklarını korumak için deneyimli hukuk danışmanlığı almaları kritik öneme sahiptir.



Velayet Düzenlemelerinde Çocuk Yararı İlkesinin Ön Plana Çıkması


Velayet konusundaki en önemli gelişme, "ortak velayet" tartışmalarıdır. Türk hukukunda halen TMK madde 336 uyarınca velayet, boşanma sonrasında genellikle bir ebeveyne verilmektedir. Ancak, son yıllarda hem akademik çevrelerde hem de kamuoyunda, çocuğun üstün yararının her iki ebeveynle de sağlıklı ve düzenli ilişki kurabilmesinde olduğu yönündeki görüşler güçlenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun son kararlarında, velayetin belirlenmesinde "çocuğun menfaati"nin tek ve mutlak ölçüt olduğu vurgulanmakta; ebeveynlerin maddi durumundan ziyade, çocukla kurduğu duygusal bağ, ilgisi ve bakım kapasitesi gibi unsurların titizlikle değerlendirildiği görülmektedir. Mahkemeler, psikolojik inceleme ve sosyal inceleme raporlarına daha fazla başvurarak, çocuğun gelişimine en uygun ortamı tespit etmeye çalışmaktadır. Bu hassas süreçlerde, aile mahkemelerinde çocuk haklarının etkin şekilde temsili ve ailelerin yasal süreçlerde doğru rehberlik alması büyük önem taşımaktadır.



Nafaka Konusundaki Mevzuat Tartışmaları ve Yargıtay İçtihatları


Nafaka, sosyal medya gündemini en sık meşgul eden aile hukuku konularının başında gelmektedir. Yoksulluk nafakası (TMK m. 175) ve iştirak nafakası (TMK m. 182) konularında süregelen tartışmalar devam etmekle birlikte, somut bir yasal değişiklik henüz gerçekleşmemiştir. Bununla birlikte, Yargıtay kararlarıyla şekillenen önemli içtihat gelişmeleri bulunmaktadır. Yargıtay, yoksulluk nafakasına hükmedilirken, tarafların boşanma sonrasındaki ekonomik durumlarının yanı sıra, evlilik birliği süresince yaptıkları fedakarlıkları ve evliliğin devamı süresince edindikleri sosyal ve ekonomik statüyü de birlikte değerlendirmektedir. Öte yandan, nafaka miktarının tespitinde ve süresinin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin her davada ayrı ayrı incelenmesi gerektiği ısrarla vurgulanmaktadır. Nafakanın değişen şartlara göre artırılması, azaltılması veya kaldırılması davalarında ise, tarafların güncel gelir-gider dengesinin ve hayat standartlarının ispatı büyük önem kazanmaktadır.



Evlilik Birliği İçinde ve Boşanma Sonrası Mal Rejimindeki Gelişmeler


01.01.2002 tarihinden sonra evlenen çiftler için yasal mal rejimi olan "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" uygulanmaktadır. Bu rejime ilişkin en güncel gelişmeler, katılma alacağının hesaplanması ve özellikle şirket payları, mesleki kazançlar ve değer artışları gibi unsurların tasfiye kapsamına alınması konularında yaşanmaktadır. Yargıtay, bir eşin şahsi şirketindeki payların, evlilik birliği süresince edinilmiş mal sayılıp sayılmayacağını, şirketin kuruluş tarihi, sermaye artırımlarının kaynağı ve işletmenin kişisel emek mi yoksa önceki sermaye birikimi mi ile büyüdüğü gibi kriterlere göre somut olay bazında değerlendirmektedir. Ayrıca, boşanma sonrası açılan mal rejimi tasfiyesi davalarında zamanaşımı sürelerinin (TMK m. 241) iyi takip edilmesi ve tasfiye işlemlerinin titizlikle yürütülmesi, tarafların maddi hak kaybına uğramaması açısından hayati önem taşımaktadır. Bu karmaşık hesaplamalar ve hukuki süreçler, genellikle hukuk ve muhasebe bilgisi gerektirdiğinden profesyonel destek alınmasını zorunlu kılmaktadır.



Sonuç ve Değerlendirme


Türk aile hukuku, değişen toplumsal ihtiyaçlara ve adalet anlayışına paralel olarak sürekli bir evrim içerisindedir. Güncel mevzuat değişiklikleri ve Yargıtay içtihatları, boşanma, velayet, nafaka ve mal rejimi gibi temel konularda daha adil, çocuk merkezli ve hakkaniyete uygun çözümler üretmeyi amaçlamaktadır. Sosyal medyada sıkça tartışılan bu konular, her somut olayın kendine has dinamikleri olduğu unutulmadan, genel geçer ifadelerle değil, mevzuat ve yargı kararları ışığında ele alınmalıdır. Bireylerin, aile hukukundan kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini öğrenirken güvenilir kaynaklara başvurmaları ve özellikle dava süreçlerinde, kendi özel durumlarına uygun stratejiler geliştirebilmek için deneyimli hukukçulardan profesyonel danışmanlık almaları büyük önem taşımaktadır. Hukuki süreçler, yalnızca mevzuat maddelerinin uygulanması değil, aynı zamanda insani ilişkilerin korunması ve geleceğe dair sağlıklı düzenlemeler yapılması fırsatı olarak da değerlendirilmelidir.