Aile hukuku, toplumun temel taşı olan aile kurumunun hukuki çerçevesini belirleyen, bireylerin en özel yaşam alanlarına dokunan dinamik bir hukuk dalıdır. Değişen sosyal yapılar, teknolojik gelişmeler ve toplumsal ihtiyaçlar, bu alandaki mevzuat ve yargı içtihatlarının da sürekli güncellenmesini gerektirmektedir. Son dönemde, özellikle sosyal medya platformlarında sıkça tartışılan boşanma, velayet, nafaka ve evlilik birliğinin korunması gibi konularda önemli yasal gelişmeler ve Yargıtay kararları yaşanmıştır. Bu makalede, Türk Medeni Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde, aile hukuku alanındaki güncel yenilikler ve bu yeniliklerin pratik hayata yansımaları profesyonel bir bakış açısıyla ele alınacaktır.



Boşanma Süreçlerinde Dijital Deliller ve İspat Yükü


Teknolojinin hayatın her alanına nüfuz etmesi, boşanma davalarında da kendini göstermekte, sosyal medya paylaşımları, mesajlaşma uygulaması kayıtları ve elektronik postalar önemli deliller arasında yer almaktadır. Ancak, bu dijital delillerin mahkemede kabul edilebilirliği, usulüne uygun şekilde toplanmasına ve kişilik hakları ile özel hayatın gizliliği dengesinin korunmasına bağlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun son dönem kararlarında, hukuka aykırı yollarla (örneğin, kişiye ait şifreli telefon veya sosyal medya hesabının izinsiz ele geçirilmesi yoluyla) elde edilen delillerin değerlendirmeye alınmayabileceği veya bu delillerin mutlak bir yasak olmadığı, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından takdir yetkisi çerçevesinde değerlendirilebileceği yönünde görüşler bulunmaktadır. Bu noktada, boşanma sebeplerine ilişkin iddiaların ispatında, dijital delillerin bir avukat rehberliğinde ve Kanun'da öngörülen usullere uygun şekilde hazırlanması büyük önem taşımaktadır.



Velayet Düzenlemelerinde Çocuğun Üstün Yararı İlkesinin Güncel Yorumu


Velayet konusu, sosyal medya gündemini sıklıkla meşgul eden ve duygusal açıdan en hassas aile hukuku meselelerinden biridir. Türk Medeni Kanunu'nun 182. maddesi uyarınca velayetin düzenlenmesinde tek ve değişmez ölçüt "çocuğun üstün yararı"dır. Son yıllarda Yargıtay kararlarında, bu ilkenin yorumunda dikkat çeken bir evrilme gözlemlenmektedir. Geleneksel yaklaşımların aksine, artık salt ekonomik imkânlar veya cinsiyet temelli kabuller değil; çocuğun psikolojik, eğitimsel ve duygusal ihtiyaçları, ebeveynlerin çocuk yetiştirmeye ilişkin kapasiteleri, çocukla kurdukları sağlıklı iletişim ve çocuğun yerleşik yaşam düzeninin korunması gibi faktörler daha ağırlıklı olarak değerlendirilmektedir. Özellikle, ortak velayet (müşterek velayet) talepleri artmakta, mahkemeler her somut olayı ayrı ayrı inceleyerek, ebeveynler arasında iletişim ve iş birliği mümkünse ve bu çocuğun yararına ise bu yönde karar verebilmektedir. Unutulmamalıdır ki, velayet rejiminin belirlenmesinde mahkeme, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinin görüşlerine de sıklıkla başvurmakta ve kararını bu kapsamlı raporlar ışığında vermektedir.



Yoksulluk Nafakasında Süre Sınırı ve Ölçülülük Tartışmaları


Nafaka konusu, kamuoyunda en çok tartışılan ve yanlış bilgilerin dolaştığı alanlardan biridir. 2022 yılında yürürlüğe gelen Türk Medeni Kanunu'nda yapılan değişiklikle, yoksulluk nafakasına (TMK m. 175) ilişkin önemli bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre, boşanmanın esaslı nedeni olarak kusurlu görülen taraf, yoksulluk nafakası talep edemez. Ayrıca, nafakaya hükmedilmesi halinde, bu nafakanın miktarı ve süresi, boşanmadan doğan mali güçlüklerin hakkaniyete uygun biçimde giderilmesini sağlayacak şekilde belirlenir. Yeni düzenleme, nafakanın "süresiz" olarak anlaşılmasının önüne geçmeyi amaçlamış, mahkemelere nafaka süresini somut olayın koşullarına göre (örneğin, nafaka alacak tarafın yeniden evlenmesi, düzenli bir işe girmesi veya başka bir gelir elde etmesi ihtimalleri dikkate alınarak) belirleme yetkisi vermiştir. Yargıtay, son kararlarında nafaka miktarının tespitinde "ölçülülük ilkesi"ne vurgu yapmakta, nafaka yükümlüsünün yaşam standartları ile makul bir denge kurulması gerektiğini hatırlatmaktadır. Her iki tarafın da gelir, sosyal güvence, mesleki durum ve yaşam standartlarına ilişkin detaylı ve doğru bilgileri mahkemeye sunması, adil bir nafaka kararı verilebilmesi için elzemdir.



Evlilik Birliğinden Doğan Mal Rejimlerinde Güncel Yaklaşımlar


Evlilik birliğinin sona ermesi durumunda malların paylaşımı, en karmaşık hukuki süreçlerden biridir. Yasal mal rejimi olan "edinilmiş mallara katılma rejimi" uygulamasında, özellikle aile konutu ve iş yeri, değer artış payları, emeklilik ikramiyeleri ve miras yoluyla edinilen malların durumu sıkça ihtilaf konusu olmaktadır. Yargıtay, son dönemde, evlilik birliği süresince edinilen ve eşlerden birinin kişisel emeği ile değer kazanan taşınmazların, değer artışı payına konu olabileceğine hükmetmektedir. Ayrıca, boşanma davası sırasında veya öncesinde, eşlerden birinin malvarlığını gizlemesi veya azaltması (temerrüt) halinde, mahkemenin delil elde etmek için daha geniş yetkiler kullanabileceği ve bu davranışın paylaşım oranlarını etkileyebileceği unutulmamalıdır. Eşlerin, evlilik süresince edindikleri önemli varlıklara ilişkin belgeleri (tapu, ruhsat, fatura, banka ekstresi vb.) düzenli olarak saklaması, olası bir uyuşmazlıkta hukuki süreçlerin sağlıklı yürütülmesine katkı sağlayacaktır.



Aile Hukukunda Arabuluculuk ve Zorunlu İdari Süreçler


Aile uyuşmazlıklarının çözümünde yargılama sürecinden önce alternatif çözüm yollarının teşvik edilmesi, hem taraflar arasındaki çatışmayı azaltmak hem de yargı yükünü hafifletmek açısından önem taşımaktadır. Aile mahkemelerinde görülecek davalarda, dava şartı olarak "aile içi şiddet" olmadığı sürece, arabuluculuk kurumuna başvurulması gerekmektedir. Bu süreç, tarafların uzlaşmacı bir ortamda, tarafsız bir arabulucu eşliğinde anlaşma imkanı bulmasını sağlar. Özellikle velayet, kişisel ilişki (çocukla görüşme) ve nafaka gibi konularda, tarafların kendi iradeleri ile uzlaşarak oluşturdukları protokoller, mahkeme kararı kadar bağlayıcı olmakta ve çoğu zaman daha kalıcı ve uygulanabilir sonuçlar doğurmaktadır. Benzer şekilde, nafaka ve nafaka artış/eksiltme talepleri için icra dairesi öncesinde idari bir süreç (Aile Hukukunda Nafaka Tespit Komisyonu) öngörülmüştür. Bu mekanizmalar, hukuki süreçlerin daha hızlı ve az maliyetli ilerlemesine olanak tanımaktadır.



Sonuç ve Değerlendirme


Aile hukuku, durağan değil, toplumsal dinamiklerle birlikte evrilen bir alandır. Güncel mevzuat değişiklikleri ve Yargıtay içtihatları, çocuğun üstün yararı ilkesini merkeze alan, eşler arasında hakkaniyeti gözeten ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesini teşvik eden bir yönde gelişim göstermektedir. Boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi hayati konularda, sosyal medyada dolaşan genel geçer ve çoğu zaman yanlış bilgiler yerine, Türk Medeni Kanunu ve ilgili yönetmeliklerde yer alan hükümlere ve yüksek mahkeme kararlarına dayalı, somut olaya özgü bir değerlendirme yapılması kritik önem taşır. Bu süreçler, derin duygusal ve mali sonuçlar doğurduğundan, bireylerin hak ve yükümlülüklerini net bir şekilde anlamaları ve karmaşık hukuki prosedürlerde deneyimli hukuk profesyonellerinden alacakları danışmanlık ile hareket etmeleri, hem kendi hem de varsa çocuklarının geleceği açısından en sağlıklı yoldur. Hukuki süreçlerde doğru bilgiye dayalı hareket etmek ve yasal hakların etkin bir şekilde korunmasını sağlamak, her vatandaşın ulaşmayı hedeflemesi gereken temel bir ilkedir.