Aile hukuku, toplumun temel taşı olan aile kurumunun hukuki çerçevesini belirleyen, bireylerin en özel yaşam alanlarına dokunan dinamik bir hukuk dalıdır. Değişen sosyal yapılar, teknolojik gelişmeler ve toplumsal ihtiyaçlar, bu alandaki mevzuat ve yargı içtihatlarının da sürekli güncellenmesini gerektirmektedir. Son dönemde, özellikle sosyal medya platformlarında sıkça tartışılan boşanma, velayet, nafaka ve evlilik birliğinin korunması gibi konularda önemli yasal değişiklikler ve Yargıtay kararları ile şekillenen yeni uygulamalar dikkat çekmektedir. Bu makalede, Türk aile hukukundaki güncel gelişmeler, mevzuat değişiklikleri ve yargısal eğilimler, vatandaşlarımızın hak ve yükümlülüklerine etkileri çerçevesinde profesyonel bir bakış açısıyla ele alınacaktır.
Boşanma Süreçlerinde Uzlaştırma ve Arabuluculuğun Artan Önemi
7221 sayılı Torba Kanun ile Türk Medeni Kanunu'na eklenen "uzlaşma" kurumu, boşanma davalarında çekişmeli süreçleri azaltmayı hedefleyen önemli bir adım olmuştur. Buna göre, özellikle çocuklu ailelerde, mahkeme davanın her aşamasında tarafları uzlaşmaya teşvik etmekte ve gerekli gördüğü takdirde bir uzlaştırmacı atayabilmektedir. Bu uygulama, yalnızca boşanmanın kendisini değil, velayet, iştirak nafakası ve mal paylaşımı gibi sonuçları da kapsamaktadır. Ayrıca, zorunlu arabuluculuk uygulaması belirli aile hukuku uyuşmazlıklarında devam etmekte olup, tarafların masaya oturarak iletişim kanallarını açık tutması, çocukların yüksek yararının korunması açısından kritik öneme sahiptir. Yargıtay'ın son dönem kararlarında da, tarafların samimi bir şekilde uzlaşma çabası göstermemesinin olumsuz değerlendirilebileceği yönünde içtihatlar geliştirildiği gözlemlenmektedir.
Velayet Düzenlemelerinde Çocuğun Üstün Yararı İlkesinin Somutlaşması
Velayet konusundaki en temel ve güncel eğilim, "çocuğun üstün yararı" ilkesinin her somut olayda derinlemesine incelenerek uygulanmasıdır. Artık velayetin belirlenmesinde salt anne veya baba olmak yeterli görülmemekte; çocukla kurulan duygusal bağ, bakım ve eğitim sürekliliği, ebeveynlerin psiko-sosyal durumları ve hatta çocuğun yaşına ve olgunluğuna uygun şekilde dinlenilen görüşü belirleyici olabilmektedir. Paylaşımlı velayet (müşterek velayet) uygulaması, Yargıtay içtihatlarıyla belirli koşullar altında daha sık onaylanır hale gelmiştir. Ancak burada kilit nokta, ebeveynler arasında sağlıklı bir iletişim ve işbirliği kapasitesinin bulunmasıdır. Aksi takdirde, çatışmalı bir ortamda paylaşımlı velayet çocuğun yararına olmayabilir. Mahkemeler, velayet kararı verirken pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanlarından rapor alarak kararlarını bilimsel verilerle destekleme eğilimindedir.
Nafaka Konusundaki Güncel Tartışmalar ve Yargıtay Yaklaşımı
Yoksulluk nafakası (TMK m. 175), sosyal medyada en çok tartışılan aile hukuku konularının başında gelmektedir. Mevcut düzenleme, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın, diğer taraftan süresiz olarak nafaka alabilmesini öngörmektedir. Son yıllarda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve daire kararlarında, bu nafakanın sürekliliği için bazı kriterler netleştirilmiştir. Örneğin, nafaka alan tarafın evlenmesi, düzenli bir işe girerek yeterli gelire kavuşması, nafaka yükümlüsünün mali durumunun önemli ölçüde kötüleşmesi veya nafaka alan tarafın "dürüstlük kurallarına aykırı" davranışları, nafakanın miktarının azaltılması veya tamamen kaldırılması için somut gerekçeler olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay, her somut olayın kendi özellikleri içinde değerlendirilmesi gerektiğini sürekli vurgulamakta, genel geçer formüllerden kaçınmaktadır. İştirak nafakasında ise, çocuğun her türlü ihtiyacının (eğitim, sağlık, barınma, giyim) güncel maliyetleri dikkate alınarak ve velayeti almayan ebeveynin mali gücü oranında belirlenmesi esası hakimdir.
Evlilik Birliğinden Doğan Mali Haklar ve Edinilmiş Değere Katılma
Evlilik birliğinin sona ermesinde en karmaşık konulardan biri olan mal rejimleri içinde, yasal mal rejimimiz olan "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" uygulamasında da önemli yargısal gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle, evlilik birliği süresince edinilen mesleki kazançlar, sosyal güvenlik hakları (örn., emeklilik ikramiyesi, bireysel emeklilik birikimi) ve şirket payları gibi unsurların değerlemesi ve tasfiyesi konusunda Yargıtay, daha detaycı ve adil bir denge arayışındadır. Ayrıca, evlilik dışı edinilen ancak evlilik birliğine önemli ölçüde katkı sağlayan malların katılma alacağı hesabına dahil edilip edilmeyeceği tartışmaları sürmektedir. Boşanma davası sırasında mal varlığının gizlenmesi veya değersiz gösterilmesine karşı, mahkemelerin bilirkişi incelemesi ve delil araştırması yapma yetkilerini daha etkin kullandıkları görülmektedir.
Teknoloji ve Dijital Delillerin Aile Hukuku Davalarındaki Rolü
Günümüzde sosyal medya paylaşımları, mesajlaşma uygulamalarındaki yazışmalar, e-posta trafiği ve konum verileri gibi dijital deliller, aile hukuku davalarında giderek daha sık başvurulan kanıtlar haline gelmiştir. Sadakatsizlik iddialarının ispatından, ebeveynin çocuğa bakım yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine veya nafaka yükümlüsünün gerçek mali durumunun tespitine kadar birçok alanda bu deliller öne sürülebilmektedir. Ancak, dijital delillerin hukuka uygun şekilde toplanması (kişisel verilerin korunması mevzuatına uygunluk) ve mahkemeye sunulması büyük önem taşımaktadır. Hukuka aykırı yollarla (örneğin, şifre kırarak) elde edilen delillerin mahkeme tarafından reddedilme ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle, bu tür delillere başvurulmadan önce mutlaka hukuki danışmanlık alınması önerilir.
Sonuç ve Değerlendirme
Türk aile hukuku, durağan olmaktan uzak, toplumsal dinamiklere ayak uyduran ve bireylerin haklarını daha etkin korumayı amaçlayan bir evrim içindedir. Güncel gelişmelerin ortak noktası, aile içi uyuşmazlıkların çözümünde çekişmeyi değil, uzlaşmayı teşvik etmek; çocukların fiziksel ve duygusal refahını her kararın merkezine yerleştirmek ve adil bir mali denge sağlamaktır. Mevzuat değişiklikleri ve Yargıtay içtihatları, bu yönde şekillenmeye devam etmektedir. Bu karmaşık ve duygusal yüklü süreçlerde, bireylerin mevcut yasal düzenlemeler ve yargısal eğilimler hakkında doğru bilgi edinmeleri ve hak kaybına uğramamak için süreçleri titizlikle yönetmeleri hayati önem taşır. Aile hukukuna ilişkin her konu, kendine özgü koşulları nedeniyle, genel bilgilerin ötesinde detaylı bir hukuki analiz gerektirir. Bu nedenle, yaşanılan hukuki sorunlarda, güncel mevzuat ve yargı kararları ışığında profesyonel hukuki danışmanlık almak, hakların korunması ve en uygun çözüme ulaşılması açısından büyük önem arz etmektedir.