İcra İflas Hukuku Dosyalarında Uygulamada Sık Karşılaştığımız Hukuki Riskler (2026) — Ağustos 2026 Pratik Notları
İcra İflas Hukuku, alacaklının tahsilat hızı ile borçlunun savunma araçları arasında kurulmuş hassas bir dengeye dayanır. Büromuzda özellikle son iki yılda artan dosya hacmiyle birlikte, sürecin yalnızca takip hukuku kurallarına hâkim olmakla yürümediğini, aynı zamanda maddi hukuktan kaynaklanan itirazların ve usul ekonomisinin de işin içine girdiğini net biçimde gözlemliyoruz. Ağustos 2026 itibarıyla, özellikle kambiyo senetlerine dayalı takipler ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan ilamlı takiplerde karşılaştığımız riskleri, meslektaşlarımızla paylaşmak istiyoruz.
1. Kambiyo Senetlerinde Zamanaşımı ve Ödeme Emrinin Tebliği Sorunları
Uygulamada en sık karşılaştığımız risklerin başında, kambiyo senedine dayalı takiplerde zamanaşımı sürelerinin yanlış hesaplanması geliyor. Müvekkil alacaklılar, senedin tanzim tarihinden itibaren 3 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu fark etmeden icra takibi başlatmak için büromuza başvuruyor. Ancak burada kritik olan nokta, zamanaşımının tanzim tarihinden değil, vade tarihinden itibaren işlemeye başlaması. Özellikle keşideci ile lehtar arasındaki malvarlığı ilişkisinin devam ettiği durumlarda, borçlunun kısmi ödemeleri zamanaşımını kesiyor; ancak bu kesilmeyi ispat külfeti alacaklıda. Dosyalarımızda, borçlunun yaptığı kısmi ödemelerin banka dekontları yerine elden yapıldığını ve bu nedenle ispat edilemediğini sıkça görüyoruz. Bu durumda mahkeme, zamanaşımı itirazını kabul ederek takibi iptal ediyor. Bu nedenle müvekkillerimize, kambiyo senedine dayalı her türlü ödemenin mutlaka banka kanalıyla veya noterden yapılmasını, aksi halde senedin arkasına yazılı beyan düşülmesini tavsiye ediyoruz.
2. Örnek No: 7 Ödeme Emrine İtirazın Süresi ve Islah Müessesesi
İtirazın süresi konusunda yaşanan karışıklık, pratikte ciddi hak kayıplarına yol açıyor. Örnek No: 7 ödeme emrine itiraz süresi 5 gün olup, bu süre hak düşürücü niteliktedir. Ancak uygulamada, borçlu vekillerinin itiraz dilekçesini UYAP üzerinden süresi içinde gönderdiklerini düşünürken, sistem üzerindeki "borçlu vekili" kaydının aktif olmaması nedeniyle itirazın süresinde yapılmadığına dair kararlarla karşılaşıyoruz. Bu durumda takip kesinleşiyor ve borçlu, ancak icranın geri bırakılması talebiyle mahkemeye başvurabiliyor. Burada dikkat ettiğimiz bir diğer husus, itirazın iptali davasında ıslah yasağı. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları gereği, itirazın iptali davasında dava değeri, takip konusu alacakla sınırlıdır. Müvekkillerimiz, dava sırasında faiz oranlarını artırarak veya ek alacak kalemleri ekleyerek ıslah yoluna başvurmak istiyor; ancak bu taleplerin reddedildiğini ve yargılama giderlerinin artığına şahit oluyoruz. Bu nedenle, takip talebinde alacak kalemlerini ve faiz oranlarını eksiksiz belirlemenin, davanın başında yapılması gereken en kritik işlem olduğunu vurguluyoruz.
3. İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte Kıymet Takdiri ve Satış İlanı
İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takiplerde, borçluların sıklıkla başvurduğu "kıymet takdirine itiraz" sürecinde önemli bir tuzak bulunuyor. Kıymet takdir raporunun tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz edilmemesi halinde, rapor kesinleşiyor. Ancak uygulamada, raporun tebliğ edildiği adresin güncel olmaması nedeniyle tebliğin ilanen yapıldığını ve borçlunun itiraz hakkını kaybettiğini görüyoruz. Burada dikkat ettiğimiz nokta, borçlunun adres değişikliğini icra dairesine bildirmemiş olması. Bu ihmal, satış aşamasında taşınmazın değerinin çok altında satılmasına neden olabiliyor. Ayrıca, satış ilanının birinci artırmanın bitiminden en az 15 gün önce ilan edilmesi zorunluluğu var. Bu sürenin hesaplanmasında, ilanın yapıldığı tarih ile artırmanın son günü arasındaki sürenin tam olarak hesaplanması gerekiyor. Bir dosyamızda, satış ilanının 14. günde yapıldığını tespit ettik ve satışın iptali için dava açtık; mahkeme, ilan süresinin eksik olduğu gerekçesiyle satışın kaldırılmasına karar verdi. Bu tür usul hatalarının, alacaklının tahsilat sürecini aylarca uzattığını ve ek maliyetler çıkardığını belirtmek isteriz.
4. İstihkak Davalarında Muvazaa İddiasının İspatı
Hacizli menkuller üzerinde üçüncü kişilerin istihkak iddiasında bulunması, özellikle ticari işletmelerdeki takiplerde sık karşılaştığımız bir durum. Borçlu şirket ile istihkak iddia eden üçüncü kişi arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunu ispat etmek, alacaklı açısından zorlu bir süreç. Burada dikkat ettiğimiz husus, istihkak iddiasının sadece fatura ve sevk irsaliyesine dayanması halinde mahkemelerin bunu yeterli görmediği. Mahkemeler, malın alım tarihi, ödeme şekli, malın bulunduğu yerin niteliği ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin sürekliliği gibi unsurları birlikte değerlendiriyor. Müvekkil alacaklılarımıza, istihkak iddiasıyla karşılaştıklarında, üçüncü kişinin ticari defterlerinin incelenmesi ve malın satın alındığı tarihteki nakit akışının araştırılması yönünde delil tespiti talebinde bulunmalarını öneriyoruz. Aksi halde, yalnızca yazılı belgelere dayanan istihkak iddiaları, çoğu zaman kabul görüyor ve takip sonuçsuz kalıyor.
5. İflas Yoluna Başvuruda Alacağın Varlığını İspat ve Ticari Defter Delili
Genel haciz yoluyla takipte alacağını tahsil edemeyen alacaklıların başvurduğu iflas yolu, ciddi bir ispat yükü getiriyor. İflas talebinde bulunabilmek için alacağın varlığının ve muacceliyetinin kesin delillerle ispat edilmesi gerekiyor. Uygulamada, müvekkillerimizin ticari defterlerini usulüne uygun tutmadığını ve bu nedenle iflas talebinin reddedildiğini görüyoruz. Özellikle, açılış ve kapanış tasdikleri yaptırılmamış defterler, tek başına delil niteliği taşımıyor. Bu durumda, alacaklının yazılı delil başlangıcı sayılabilecek bir belge bulması veya borçlunun ikrarını sağlaması gerekiyor. Ayrıca, iflas talebinden önce borçluya noter aracılığıyla ihtar çekilmesi ve ödeme süresi verilmesi zorunluluğu, sürecin en çok atlanan adımlarından biri. Bu ihtarın, borçlunun ticaret sicilinde kayıtlı adresine değil, fiilen bulunduğu adrese gönderilmesi gerektiğini; aksi halde tebligatın geçersiz sayıldığını ve iflas talebinin reddedildiğini sıklıkla gözlemliyoruz.
6. Konkordato Sürecinde Geçici Mühlet Kararı ve Borçlu İşlemleri
Son dönemde konkordato taleplerindeki artış, alacaklılar açısından yeni riskler doğuruyor. Konkordato talep eden borçlu hakkında verilen geçici mühlet kararıyla birlikte, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlanıyor. Ancak uygulamada, geçici mühlet kararının ilan edilmesi ile birlikte, borçlunun bu süreçten önce başlatılmış takiplere karşı "konkordato nedeniyle tedbir" talebinde bulunduğunu ve mahkemelerin bu talepleri geniş yorumladığını görüyoruz. Alacaklılar açısından kritik olan nokta, geçici mühlet kararının verildiği tarihten önce hacizli malların satışının yapılıp yapılmadığı. Eğer satış, mühlet kararından önce tamamlanmışsa, bu satış geçerli sayılıyor. Ancak satış aşamasındaki dosyalarda, mühlet kararıyla birlikte satışların durdurulduğunu ve alacaklının yıllarca bekleme riskiyle karşı karşıya kaldığını biliyoruz. Bu nedenle, alacaklı vekillerinin konkordato talebini öğrenir öğrenmez, icra dosyasındaki satış işlemlerini hızlandırması ve mümkünse satış tarihini mühlet kararından önceye çekmesi gerekiyor. Ayrıca, konkordato komiserinin hazırladığı raporda, alacaklının itirazlarını süresi içinde ve gerekçeli olarak sunması, alacağın kabul edilme oranını doğrudan etkiliyor.
Sonuç
İcra İflas Hukuku pratiği, mevzuat bilgisinin yanı sıra, dosya yönetimi ve süre takibi konusunda disiplinli çalışmayı zorunlu kılıyor. 2026 yılı itibarıyla, özellikle kambiyo senetlerinde zamanaşımı, istihkak davalarında ispat yükü ve konkordato süreçlerindeki tedbir kararları, uygulamada en çok hak kaybına yol açan alanlar olarak öne çıkıyor. Müvekkillerimize her zaman söylediğimiz gibi, icra takibinin başlangıcındaki titizlik, davanın sonucunu doğrudan etkiliyor. Takip talebinin hazırlanmasından satış aşamasına kadar her adımda, sürelerin doğru hesaplanması ve delillerin eksiksiz toplanması, hukuki süreçlerde size yardımcı olacak en önemli unsurdur. Bu notların, meslektaşlarımıza ve hukuki süreçlerde rehberlik arayanlara pratik bir bakış açısı sunduğunu umuyoruz.
Önemli Not
Yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; kesin hukuki görüş, tavsiye veya yönlendirme olarak değerlendirilmemelidir.
Her somut olay farklıdır. Hukuki bir karar vermeden önce mutlaka avukat desteği alın.