İcra İflas Hukuku Dosyalarında Uygulamada Sık Karşılaştığımız Hukuki Riskler (2026) — Ağustos 2026 Pratik Notları
Yaz dönemi mesaisi, icra dairelerinin ve ticaret mahkemelerinin iş yüküne bir nebze nefes aldırdığı ama dosya takvimlerinin hiç de yavaşlamadığı bir dönem. Büromuzda özellikle son üç ayda incelediğimiz icra iflas dosyalarında, müvekkillerimizin süreci yönetirken yaptığı sistematik hataların, aslında dava kaybetmekten daha maliyetli sonuçlar doğurduğunu gözlemliyoruz. Bu notları, Ağustos ayı itibarıyla güncel mevzuat ve daire uygulamaları çerçevesinde, dosyalarımızda karşılaştığımız somut risk başlıkları üzerinden derledik.
1. İhtiyati Haciz Taleplerinde Teminat ve İspat Dengesinin Kurulamaması
Alacaklı vekili olarak en sık karşılaştığımız risk, İİK m.257 kapsamındaki “yaklaşık ispat” koşulunun, dosyaya sunulan belgelerle yeterince desteklenmemesidir. Müvekkillerimiz, elinde yalnızca cari hesap dökümü veya imzası kabul edilmeyen bir fatura olduğu hâlde “hemen haciz koyalım” talebiyle geliyor. Oysa 2026 yılı itibarıyla özellikle İstanbul ve Ankara icra hukuk mahkemelerinde, ihtiyati haciz kararına itiraz sürecinde mahkemelerin senet, çek veya noterden geçmiş bir sözleşme aramadaki titizliği belirgin şekilde arttı.
Pratikte gördüğümüz tablo şu: Müvekkil, borçlunun mal kaçırdığını düşünerek acil haciz talep ediyor; ancak yaklaşık ispatı sağlayacak tek bir yazılı delil sunamıyor. Bu durumda mahkeme, teminat oranını yüksek tutarak (alacağın %20’si yerine %30-40’ı) talebi kabul ediyor. Müvekkilimiz bu teminatı yatıramadığı için haciz kararı uygulanamıyor ve borçlu, mallarını üçüncü kişilere devrediyor. Burada dikkat ettiğimiz nokta, teminatın yatırılamama ihtimaline karşı, talepten önce müvekkilin likidite durumunu netleştirmek ve gerekiyorsa kısmi teminatlı kısmi teminatsız haciz talebini birlikte önermek oluyor.
2. Ödeme Emrine İtiraz Sürecinde “Islah” ve “Süre” Uyumsuzluğu
Borçlu tarafında yer aldığımız dosyalarda ise en kritik risk, ödeme emrine itirazın süresinde yapılmasına rağmen, itirazın kaldırılması aşamasında ıslah yoluna başvurulması gerektiğinde süre hesabının karıştırılmasıdır. Müvekkillerimiz, itiraz dilekçesinde yalnızca “borca itiraz” yazıp imzalıyor; ancak yetkiye, faize ve imzaya yönelik ayrı ayrı itiraz sebeplerini belirtmiyor. İcra mahkemesinde itirazın kaldırılması davası açıldığında, bu eksik itiraz sebepleri nedeniyle ıslah yoluna gidilmesi gerekiyor. İşte bu noktada, ıslahın ancak karşı tarafın onayıyla mümkün olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
Uygulamada sık gördüğümüz hata, ıslah dilekçesinin icra dairesine değil, doğrudan icra mahkemesine verilmesi ve bu dilekçenin duruşma gününden önce karşı tarafa tebliğ edilmemesidir. Bu usul hatası, ıslahın geçersiz sayılmasına ve müvekkilin borcun tamamından sorumlu tutulmasına yol açıyor. Büromuzda artık itiraz dilekçelerini hazırlarken, ileride doğabilecek ıslah ihtiyacını baştan hesaba katarak, tüm itiraz sebeplerini ayrı ayrı ve gerekçeli şekilde kaleme alıyoruz.
3. İstihkak Davalarında “Muvazaa” İddiasının Somut Delillerle Desteklenmemesi
Haciz sırasında üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunması, icra takiplerinin en çok zaman kaybettiren ve müvekkil açısından en yıpratıcı aşamalarından biridir. Alacaklı vekili olarak, istihkak davasında muvazaa iddiasını ileri sürerken, yalnızca “borçlu ile üçüncü kişi akrabadır” veya “işyeri aynı adrestedir” gibi soyut beyanlarla yetinildiğinde davayı kaybettiğimizi görüyoruz. 2026 yılında mahkemeler, muvazaa iddiasının somut ve inandırıcı delillerle desteklenmesini açıkça aramaktadır.
Bu kapsamda, dosyalarımızda artık yalnızca tapu kayıtlarını değil; satış bedelinin ödendiği banka hesap hareketlerini, satış tarihindeki emsal değer araştırmasını, üçüncü kişinin gelir durumunu ve borçlu ile arasındaki ticari ilişkiyi gösteren faturaları topluyoruz. Özellikle taşınmaz satışlarında, satış bedelinin düşük gösterilmesi ve aradaki farkın elden ödendiği iddiası, ancak tapu masrafı ve harç ödemelerinin incelenmesiyle ortaya çıkabiliyor. Bu deliller toplanmadan açılan istihkak davalarının, borçlunun mal kaçırma planını hızlandırmaktan başka bir işe yaramadığını deneyimliyoruz.
4. İflas Erteleme Yerine “Konkordato” Sürecinde Geç Kalınması
2026 yılının ilk yarısında, borçlu şirketlerin konkordato taleplerinde ciddi bir artış gözlemledik. Ancak bu artışın paralelinde, taleplerin büyük bir kısmının mahkemece reddedildiğini veya geçici mühlet kararının kaldırıldığını görüyoruz. Sorunun kaynağı, şirketlerin konkordato başvurusunu, mali durumları tamamen çöküş noktasına geldikten sonra yapmalarıdır. Oysa İİK m.285’teki düzenleme, borca batık olma veya muaccel borçları ödeyememe hâlinde başvuruya imkân tanır; ancak bu hâlin tespiti için bilanço ve mali tabloların bağımsız denetimden geçmesi gerekmektedir.
Pratikte karşılaştığımız tablo şu: Şirket ortağı, konkordato talebini, hakkında birden fazla icra takibi başlatıldıktan ve hatta haciz işlemleri uygulandıktan sonra bize ulaştırıyor. Bu aşamada geçici mühlet kararı alınsa bile, borçlunun malvarlığı üzerindeki hacizlerin kaldırılması ve faizlerin durması, şirketin yeniden yapılandırılması için yeterli zamanı sağlamıyor. Müvekkillerimize artık, ilk icra takibinin tebliğinden itibaren en geç 30 gün içinde mali müşavirleriyle birlikte bir ön değerlendirme yapmalarını ve konkordato ön şartlarını taşıyıp taşımadıklarını tespit etmelerini öneriyoruz. Aksi hâlde, geçici mühlet kararı sonrasındaki 3 aylık süreçte borçlunun faaliyetine devam edememesi, iflasın ertelenmesi prosedüründen daha ağır sonuçlar doğurabiliyor.
5. Sıra Cetveline İtirazda “Kayıt Kabul Davası” Sürecinin Göz Ardı Edilmesi
İflas tasfiyesinde veya konkordato tasdik sürecinde, alacaklıların sıra cetveline kaydedilmesi ve bu cetvele itiraz edilmesi, dosyalarımızda en çok teknik hata yapılan alanlardan biridir. Alacaklı vekili olarak, sıra cetvelinin ilanından itibaren 15 günlük itiraz süresinin kaçırıldığını ve ardından kayıt kabul davası açılamadığını sıklıkla görüyoruz. Müvekkil, “biz alacağımızı iflas masasına bildirdik, gerisi mahkemenin işi” düşüncesiyle süreci takip etmiyor.
Oysa İİK m.235’e göre, sıra cetveline itiraz eden alacaklının, itirazını takip eden 15 gün içinde kayıt kabul davası açması zorunludur. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkemece resen dikkate alınır. Büromuzda, iflas masasına alacak kaydı yaparken, müvekkilin iletişim bilgilerini güncel tutmasını ve sıra cetvelinin ilan edileceği gazeteleri takip etmesini sağlamak için bir kontrol mekanizması kurduk. Ayrıca, kayıt kabul davasında yalnızca yazılı delillere dayanılması gerektiğini, tanık dinletilemeyeceğini müvekkillere baştan anlatıyoruz. Bu bilgi eksikliği nedeniyle, sözlü beyanlarla alacağını ispat etmeye çalışan müvekkillerimizin davalarının reddedildiğine şahit olduk.
6. Elektronik Tebligat ve Dijital Dosya Yönetimindeki Aksaklıklar
Son olarak, 2026 yılında Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yürütülen işlemlerde, tebligatların elektronik ortamda yapılması nedeniyle yeni bir risk alanı doğduğunu belirtmek isteriz. Müvekkillerimizin büyük bir kısmı, e-tebligat adreslerini düzenli kontrol etmiyor. Özellikle limited şirket yetkilileri, şirketin e-tebligat adresine gelen ödeme emrini veya duruşma zaptını fark etmeden süreyi kaçırabiliyor. Bu durumda, tebligatın yapılmış sayılması nedeniyle, müvekkilin icra takibine itiraz hakkı ortadan kalkıyor.
Bu konuda büromuzda aldığımız önlem, tüm müvekkil şirketlerin e-tebligat adreslerini sözleşme aşamasında tespit edip, bu adreslere erişim yetkisini vekaletnamede açıkça düzenlemektir. Ayrıca, müvekkillerimize haftalık olarak UYAP ekranlarının kontrol edilmesi gerektiğini hatırlatan otomatik bir bilgilendirme sistemi kurduk. Bu sayede, tebligat kaynaklı hak kayıplarının önüne geçmeyi hedefliyoruz.
Sonuç olarak, icra iflas hukuku pratiğinde risklerin büyük kısmı, mevzuatın bilinmemesinden değil; süreç yönetimindeki özensizlikten ve dijital araçların etkin kullanılmamasından kaynaklanıyor. Müvekkillerimizin, takibin her aşamasında aktif rol almasını ve yalnızca hukuki danışmanlık değil, süreç takibi konusunda da avukatlarıyla iş birliği yapmasını öneriyoruz. Hukuki süreçlerde size yardımcı olmak, mevzuat çerçevesinde haklarınızı korumak ve yasal süreçlerde rehberlik etmek için buradayız.
Önemli Not
Yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; kesin hukuki görüş, tavsiye veya yönlendirme olarak değerlendirilmemelidir.
Her somut olay farklıdır. Hukuki bir karar vermeden önce mutlaka avukat desteği alın.