Miras Hukuku Dosyalarında Uygulamada Sık Karşılaştığımız Hukuki Riskler (2026) — Eylül 2026 Pratik Notları

Son üç aydır büromuzda özellikle İstanbul Anadolu ve Bakırköy Adliyeleri ile İzmir ve Ankara'daki sulh hukuk mahkemelerinde yürüttüğümüz miras davalarında, dosyaların seyrini doğrudan değiştiren birtakım usul ve esas hatalarıyla karşılaşıyoruz. Bu notlar, teorik bilgiden ziyade, dava dilekçelerinden veraset ilamına, tenkis taleplerinden muris muvazaasına kadar uzanan yelpazede, müvekkillerimizin ve karşı taraf vekillerinin yaptığı pratik hataları derlemektedir. Özellikle 2026 yılı itibarıyla tapu müdürlüklerinin yazı talimatlarına verdikleri yanıtlardaki gecikmeler ve mahkemelerin bilirkişi raporlarına yaklaşımı, dosyaların süresini ciddi biçimde etkilemektedir.

1. Veraset İlamı Çıkarma Sürecinde "Eksik Mirasçı" Beyanı ve Sulh Hukuk Pratiği

Uygulamada en sık karşılaştığımız risk, müvekkillerin tüm mirasçıları doğru beyan etmemesinden kaynaklanıyor. Özellikle ilk evlilikten olma çocukların veya evlatlık ilişkisinin gizlenmesi, sulh hukuk mahkemesinden alınan veraset ilamının iptalini zorunlu kılıyor. Burada dikkat ettiğimiz nokta, veraset ilamı başvurusu sırasında nüfus kayıt örneklerinin güncel ve tam olması. Ancak asıl risk, mahkemenin resen araştırma yapmasına rağmen, murisin yerleşim yeri adresindeki nüfus müdürlüğü kayıtlarının eski olması nedeniyle bir mirasçının atlanmasıdır. Bu durumda, ilamın iptali için açılan davada, iyi niyetli üçüncü kişilerin tapuda yaptığı işlemlerin korunup korunmayacağı tartışması gündeme gelmektedir. Büromuzda bu tür bir uyuşmazlıkta, tapu iptal ve tescil davası ile birlikte açılan tazminat talebinde, mahkemenin yıllar sonra dahi düzeltme imkânı tanıyan Yargıtay içtihatlarına rağmen, ispat yükünün mirasçıda olduğunu müvekkillerimize net şekilde anlatıyoruz.

2. Muris Muvazaası Davalarında Tapu Kayıtlarının ve Tanık Beyanlarının Çelişkisi

Muris muvazaası (tapu iptal ve tescil) davalarında, 2026 yılının ilk yarısında gördüğümüz en büyük sorun, taraf teşkilinin eksik yapılmasıdır. Davayı yalnızca tapuda malik görünen kişiye (genellikle bir kardeş) açıp, diğer mirasçıları davaya dahil etmemek, mahkemenin dava şartı yokluğundan reddine yol açıyor. Ayrıca, murisin taşınmazı satış suretiyle devrettiği ancak bedelin gerçekte ödenmediği iddiasında, resmi senetteki bedel ile tanık beyanlarının çelişmesi halinde mahkemelerin artık yemin teklifi yerine, tarafların ticari defterlerini veya banka kayıtlarını incelemeye daha fazla önem verdiğini gözlemliyoruz. Müvekkillerimizi, tapu işleminin yapıldığı tarihteki ekonomik koşulları ve murisin malvarlığını ispatlayacak somut delilleri (örneğin, aynı dönemdeki diğer satış ilanları, emlak rayiç raporları) sunmaya yönlendiriyoruz. Salt tanık anlatımına dayanan dosyaların, bilirkişi raporları sonrasında ikna ediciliğini yitirdiğini sıklıkla görüyoruz.

3. Tenkis Davasında "Dava Tarihi" ve "Değer Tespiti" Uyuşmazlıkları

Tenkis davalarında en kritik eşik, dava konusu malvarlığının değerinin belirlenmesindeki yanlışlıklar. Müvekkillerimiz çoğu zaman dava dilekçesinde taşınmazın güncel değerini düşük göstererek harcı düşük yatırmakta, ancak yargılama sırasında keşif sonucu ortaya çıkan yüksek değer nedeniyle tamamlama harcı ve yargılama giderleri artmaktadır. Daha da önemlisi, tenkis oranının hesaplanmasında, murisin tasarruf tarihindeki malvarlığına, iade edilecek ve denkleştirmeye tabi tutulacak değerlerin eklenmesi gerektiğini uygulamada çoğu meslektaşımızın gözden kaçırdığını düşünüyoruz. Özellikle murisin ölümünden önceki bir yıl içinde yaptığı bağışlamaların (TMK m. 565) tenkis hesabına dahil edilmesi gerektiğini, ancak bu bağışların ispatının son derece güç olduğunu belirtmeliyiz. Bu nedenle, banka hesap hareketleri ve noter satışları dışında kalan elden para bağışlarında, tanık beyanlarına ek olarak, murisin yakın çevresiyle yapılan telefon yazışmaları veya aile arasındaki mesajlaşma kayıtlarının delil olarak sunulmasının mahkemeler üzerinde olumlu etki yarattığını gözlemliyoruz.

4. Saklı Pay İhlalinde "Ölüme Bağlı Tasarrufun Tenfizi" Sürecindeki Tıkanıklıklar

Vasiyetnamenin açılması ve tenfizi davalarında, 2026 yılında noterlerden ve sulh hukuk mahkemelerinden gelen yazılarda yaşanan gecikmeler, dosyaların uzamasına neden oluyor. Bu süreçte sık karşılaştığımız risk, vasiyetnamenin iptali davası ile tenfiz davasının birleştirilmesi talebinin zamanında yapılmamasıdır. Müvekkilimiz vasiyetnameden kaynaklanan hakkını almak için tenfiz davası açarken, diğer mirasçılar vasiyetnamenin iptali için dava açtığında, mahkemelerin bekletici mesele yapması kaçınılmaz oluyor. Bu noktada, tenfiz davasının açıldığı mahkemenin, iptal davasının sonucunu beklemeden karar vermesi halinde, ileride verilecek iptal kararının infazda telafisi güç sonuçlar doğuracağını müvekkillerimize aktarıyoruz. Pratikte, vasiyet alacaklısı konumundaki müvekkillerimizin, vasiyetnamenin açılması duruşmasına katılmadan ve mirasçılık belgesini almadan tenfiz davası açmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu, dava şartı eksikliği nedeniyle reddedilebilmektedir.

5. Mirasın Reddi ve Gerçek Mirasçı Sıfatının Kaybı

Mirasın reddi sürecinde, yasal süre olan üç aylık hak düşürücü sürenin kaçırılması en bilinen risktir. Ancak uygulamada gözden kaçan daha sinsi bir durum var: Mirasçının, murisin ölümünden sonra ancak reddi miras süresi dolmadan, mirasa dahil mallar üzerinde tasarruf etmesi (örneğin, murisin bankadaki parasını çekmesi) veya mirası kabul ettiğine dair irade gösteren işlemler yapması. Bu durumda, mirasçının reddi miras hakkını kaybettiğini (zımnen kabul) mahkemeler kabul etmektedir. Müvekkillerimizi, özellikle murisin borçlarının mirasçılara geçtiği durumlarda, cenaze masraflarını karşılamak veya acil bir faturayı ödemek amacıyla dahi olsa, murisin hesabından para çekmemeleri konusunda ciddi şekilde uyarıyoruz. Ayrıca, mirasın reddi kararının verilmesinden sonra, reddin iptali davası açılabilmesi için gereken koşulların (mirasçının aldatılması, korkutulması veya borca batıklığı bilmemesi) ispatının oldukça güç olduğunu, bu nedenle reddi miras talebinin mutlaka bir avukat refakatinde ve gerekçeleriyle birlikte sulh hukuk mahkemesine yapılması gerektiğini vurguluyoruz.

6. Ortaklığın Giderilmesi Davalarında "Önalım Hakkı" ve "İİK 121" Kesişimi

Mirasçılar arasındaki ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davalarında, özellikle paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda, dava sırasında bir mirasçının kendi payını üçüncü bir kişiye satması durumunda, diğer mirasçıların önalım hakkını kullanması gündeme gelmektedir. Bu satışın, dava devam ederken yapılması halinde, ortaklığın giderilmesi davasının konusuz kalıp kalmayacağı tartışmalıdır. Uygulamada mahkemeler, satışı yapan mirasçının payını devralan üçüncü kişiyi davaya dahil ederek yargılamaya devam etmektedir. Burada dikkat ettiğimiz husus, satış bedelinin gerçek değeri yansıtıp yansıtmadığıdır. Muvazaalı bir satışla payını devreden mirasçının, diğer mirasçıların önalım hakkını dolanmaya çalıştığını tespit ettiğimizde, satışın iptali için ayrı bir dava açılması gerektiğini, bu davanın bekletici mesele yapılmasını talep ediyoruz. Ayrıca, İcra ve İflas Kanunu'nun 121. maddesi kapsamında, mirasçılardan birinin alacaklısının, mirasçının payı üzerinden ortaklığın giderilmesini talep etmesi halinde, diğer mirasçıların öncelikli olarak payı satın alma hakkının bulunduğunu ve bu hakkın kullanılmaması halinde taşınmazın açık artırmayla satılacağını müvekkillerimize hatırlatıyoruz.

Sonuç Yerine: Dosyaların Seyrini Değiştiren Üç Pratik Adım

Özetle, 2026 yılının Eylül ayı itibarıyla büromuzda edindiğimiz izlenim, miras hukuku uyuşmazlıklarının büyük bölümünün maddi hukuktan değil, usul hatalarından ve eksik delil sunumundan kaynaklandığı yönündedir. Müvekkillerimizin, dava açmadan önce tüm mirasçıları tespit etmesi, murisin malvarlığı araştırmasını (tapu, banka, araç, sigorta) tamamlaması ve özellikle son bir yıllık hesap hareketlerini temin etmesi, süreci ciddi anlamda hızlandırmaktadır. Ayrıca, dava değerinin doğru belirlenmesi ve ıslah imkânının saklı tutulması, ileride yaşanacak hak kayıplarının önüne geçmektedir. Hukuki süreçlerde profesyonel destek alınmadan hareket edilmesi, miras payının korunmasını zora sokmaktadır. Bu nedenle, mirasçıların en geç veraset ilamı aşamasında bir hukuk danışmanına başvurmalarını önermekteyiz.