2026 Şirketler ve Ticaret Hukuku Uyuşmazlıklarında Savunma Hazırlarken Dikkat Ettiğimiz Noktalar

Büromuzda son iki yıldır şirketler ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında savunma tarafında dosya alırken fark ettiğimiz bir şey var: Artık uyuşmazlıkların çoğu "sözleşmenin ihlali" başlığı altında gelmiyor. Dosyalar; ortaklık içi yönetim krizi, genel kurul kararlarının butlanı, müdür sorumluluğu, ticari sır ve rekabet yasağı ihlali, ödeme sistemleri ve dijital ticaret kaynaklı edim uyuşmazlıkları üzerinden geliyor. Bu da savunma stratejisini baştan kurmayı gerektiriyor. Aşağıda, 2026 yılı itibarıyla savunma hazırlarken fiilen üzerinde durduğumuz başlıkları, dosya pratiğinden çıkan gözlemlerle paylaşıyoruz.

1. Önce "kimin adına" sorusunu netleştiriyoruz: Temsil ve taraf sıfatı

Savunma hazırlığının ilk saatlerinde en sık karşılaştığımız sorun, şirketin kendi organlarıyla olan temsil ilişkisinin belirsizliği. Pay devri uyuşmazlıklarında, genel kurul kararı iptal edilmeden önce alınan yönetim kararlarının akıbeti tartışmalı hale geliyor. Bu noktada dosyaya iki ayrı düzlemde bakıyoruz: (i) dava konusu işlemi yapan organın o tarihte geçerli bir temsil yetkisi var mıydı, (ii) bu yetki sonradan butlan veya iptal iddiasına konu edildiyse, savunmada "geçerlilik karinesi" argümanını nasıl kuruyoruz.

Uygulamada sık gördüğümüz hata, savunmanın yalnızca esasa yoğunlaşıp temsil zincirini atlaması. Mahkeme, işlemi yapan kişinin o tarihte şirketi temsile yetkili olup olmadığını re'sen inceliyor. Bu nedenle savunma dilekçesinin ekine ticaret sicili kayıtlarını, imza sirkülerini ve gerekiyorsa iç yönergeyi koyuyoruz; aksi halde esasa dair en güçlü argüman bile havada kalıyor.

2. Ticari defter ve kayıtların delil değeri: HMK ve TTK kesişimi

Ticari uyuşmazlıklarda savunmanın omurgası çoğu zaman ticari defterler ve e-fatura/e-defter kayıtları. Ancak burada dikkat ettiğimiz kritik nokta şu: TTK kapsamındaki ticari defter delili, HMK'daki senet ve belge delilinden farklı bir rejime tabi. Defterlerin usulüne uygun tutulmuş olması ve açılış-kapanış tasdiklerinin tam olması, delil değerini doğrudan etkiliyor. Bir dosyada, karşı tarafın sunduğu defter kayıtlarının tasdik eksikliği nedeniyle delil değeri taşımadığını savunmamız, esas hakkındaki tartışmayı büyük ölçüde değiştirmişti.

2026 itibarıyla e-defter ve e-fatura entegrasyonu genişlediği için, savunmada "kayıt bütünlüğü" ve "zaman damgası" argümanlarını daha sık kullanıyoruz. Dijital kayıtların sonradan değiştirilip değiştirilmediği, teknik bilirkişi raporuyla ayrıca sorgulanıyor.

3. Genel kurul kararlarına karşı savunmada "menfaat" ve "sakatlık derecesi" ayrımı

Genel kurul kararlarının iptali taleplerine karşı savunma hazırlarken, iptal sebeplerini iki gruba ayırıyoruz: usule ilişkin sakatlıklar ve esas bakımından kanuna veya ana sözleşmeye aykırılık. Usule ilişkin sakatlıklar çoğu zaman iptal sonucu doğuruyor; ancak kararın içeriği esaslı biçimde sakat değilse, mahkeme iptal yerine başka bir çözüm üretmiyor. Bu noktada savunmada üzerinde durduğumuz şey, davacının "menfaat" unsurunu somutlaştırıp somutlaştıramadığı.

Uygulamada en sık gördüğümüz hata, davacının yalnızca "pay sahibi olmak" sıfatına dayanması, ancak kararın kendi hukuki durumunu nasıl etkilediğini göstermemesi. Savunmada bu eksikliği öne çıkarmak, dosyanın seyrini belirgin biçimde etkiliyor.

4. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunda "kusur" ve "illiyet" savunması

Yönetici sorumluluğu dosyalarında savunmanın merkezine kusurun bulunmadığını ve zararın yönetici kararıyla illiyet bağının kopuk olduğunu yerleştiriyoruz. TTK kapsamındaki sorumluluk rejiminde, yöneticinin görevini özenle yerine getirdiğini ispat yükü büyük ölçüde yöneticide. Bu nedenle savunmada, alınan kararın o tarihteki bilgi ve piyasa koşullarında makul olduğunu gösteren belge ve yazışmaları dosyaya koyuyoruz.

Bir dosyada, yatırım kararının alındığı dönemde alınan bağımsız danışmanlık raporu ve yönetim kurulu toplantı tutanakları, "business judgment" argümanımızın temelini oluşturmuştu. Bu tür belgelerin yokluğu, savunmayı yalnızca soyut beyanlara indirgiyor.

5. Rekabet yasağı, ticari sır ve sadakat yükümlülüğü dosyalarında ispat stratejisi

Özellikle çalışan veya eski ortak kaynaklı rekabet yasağı uyuşmazlıklarında savunmada iki katmanlı bir strateji izliyoruz: (i) yasağın kapsamı ve süresi bakımından geçerlilik denetimi, (ii) iddia edilen ihlalin somut delillerle ortaya konup konmadığı. Rekabet yasağı sözleşmelerinin aşırı geniş yorumlanması, mahkeme önünde savunmanın en güçlü kozu olabiliyor.

Ticari sır iddialarında ise, hangi bilginin "ticari sır" niteliğinde olduğu ve bunun için alınan koruma tedbirlerinin gösterilmesi gerekiyor. Savunmada, karşı tarafın "sır" dediği bilginin sektörde aleni olduğunu veya müvekkilin bu bilgiye meşru yoldan ulaştığını ortaya koyan delillere ağırlık veriyoruz.

6. Dijital ticaret ve ödeme sistemleri kaynaklı uyuşmazlıklarda sözleşme zinciri

2026'da dosyalarımızın artan bir kısmı; e-ticaret platformları, aracı hizmet sağlayıcılar ve ödeme kuruluşları arasındaki çok katmanlı sözleşme ilişkilerinden doğuyor. Burada savunmanın ilk adımı, taraflar arasındaki sözleşme zincirini doğru kurmak: kim kiminle sözleşme ilişkisi içinde, hangi taraf hangi edimi üstlenmiş, sorumluluk hangi sözleşmeye dayanıyor.

Uygulamada sık karşılaştığımız hata, savunmanın yalnızca genel hizmet şartlarına dayanması ve somut olaydaki edim dağılımını göstermemesi. Mahkeme, genel şartlardaki sorumluluk sınırlamalarını somut olaya uygulanabilir bulmadığında savunma zayıflıyor. Bu nedenle her dosyada, sözleşme zincirini şema halinde dilekçeye ekliyoruz.

7. Zamanaşımı ve hak düşürücü süreler: savunmanın sessiz ama belirleyici ayağı

Ticari uyuşmazlıklarda zamanaşımı ve hak düşürücü süreler, çoğu zaman esas tartışmaya girilmeden dosyayı bitirebiliyor. Savunma hazırlığının erken aşamasında, talep konusu hakkın hangi süreye tabi olduğunu ve bu sürenin hangi tarihte başladığını ayrı bir notta çalışıyoruz. Genel kurul kararlarının iptalinde üç aylık hak düşürücü süre, TTK'daki bazı taleplerde özel zamanaşımı süreleri, alacak taleplerinde genel zamanaşımı; hepsi ayrı ayrı değerlendiriliyor.

Bu savunmayı dilekçenin başına koymak, hem usul ekonomisi hem de müvekkilin menfaati açısından belirleyici oluyor.

8. Arabuluculuk ve zorunlu arabuluculuk sürecinin savunmaya etkisi

Ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk kapsamı genişlediği için, savunma hazırlığı artık dava dilekçesinden önce başlıyor. Arabuluculuk aşamasında verilen beyanlar ve tutulan tutanaklar, sonraki yargılamada delil olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu nedenle arabuluculuk görüşmelerinde "savunma pozisyonunu zayıflatmayacak" bir tutum izliyoruz; özellikle kabul beyanı niteliğinde ifadelerden kaçınıyoruz.

Dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulmadan açılan davalarda usulden red riski doğduğundan, savunmada bunu ayrıca dile getiriyoruz.

9. Bilirkişi raporlarına itirazda "hesap" değil "yöntem" odaklı yaklaşım

Ticari uyuşmazlıklarda bilirkişi raporu çoğu zaman dosyanın kaderini belirliyor. Savunmada, raporun sonucuna değil, kullandığı yönteme ve varsayımlara itiraz ediyoruz. Örneğin bir tazminat hesabında kullanılan iskonto oranı, zararın kapsamına hangi kalemlerin dahil edildiği, şirket değerlemesinde seçilen yöntem; bunlar raporun sonucunu doğrudan etkiliyor.

Somut olayla bağlantısı kurulmamış bir bilirkişi raporuna karşı, ek rapor veya yeni bilirkişi talebini gerekçeli biçimde yapmak, dosyanın seyrini değiştirebiliyor.

10. Geçici hukuki koruma taleplerinde savunma refleksi

İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talepleri, savunmanın en hızlı refleks gerektiren alanı. Bu taleplere karşı itiraz süresi kısa; ayrıca teminat ve yaklaşık ispat koşulları somut olarak tartışılıyor. Savunmada, talebin yaklaşık ispat düzeyini aşıp aşmadığını ve tedbirin ölçülülüğünü öne çıkarıyoruz. Özellikle şirket yönetimine müdahale niteliğindeki tedbirlerde, "telafisi güç zarar" argümanını karşı taraf adına çürütmek gerekiyor.

Sonuç: Savunma, dava açıldığında değil dosya geldiğinde başlıyor

Şirketler ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında savunmanın kalitesi, dilekçenin yazıldığı gün değil, dosyanın ilk incelendiği gün belirleniyor. Temsil zincirinin kurulması, delil rejiminin doğru okunması, sürelerin ayrı bir notta takip edilmesi ve bilirkişi aşamasına yöntem itirazlarıyla girilmesi; bunlar birbirinden bağımsız adımlar değil, aynı savunma stratejisinin parçaları. Müvekkillerimize önerimiz, uyuşmazlık dava haline gelmeden önce dosyanın bu başlıklar üzerinden bir kez okunması ve savunma notunun erken aşamada çıkarılması. Bu yaklaşım, yargılama sırasında ortaya çıkan sürprizleri büyük ölçüde azaltıyor.