2026 yılında İstanbul Aile Mahkemelerinde anlaşmalı boşanmada en sık karşılaştığımız hatalar

Büromuzda 2026 yılı itibarıyla İstanbul Aile Mahkemeleri'ne taşınan anlaşmalı boşanma dosyalarının önemli bir kısmı, davanın esasına girilmeden usul aşamasında tıkanıyor. Bu dosyalarda gördüğümüz tablo şu: taraflar boşanmaya karar vermiş, protokolü imzalamış, hatta duruşma günü alınmış; ancak hâkim protokolü "anlaşmalı boşanma" niteliğinde görmüyor ve tarafları ya ek beyan için bekletiyor ya da protokolü iradeyi yansıtmadığı gerekçesiyle reddediyor. Aşağıda, sahadaki dosyalarda tekrar tekrar karşılaştığımız hataları ve bunların mahkeme pratiğindeki yansımalarını paylaşıyoruz.

Protokolün "anlaşmalı boşanma" niteliğini taşımaması

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin üçüncü fıkrası, evlilik en az bir yıl sürmüşse ve tarafların birlikte başvurması veya davayı kabul etmesi hâlinde hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şartıyla boşanmaya karar verebileceğini düzenliyor. Uygulamada en sık gördüğümüz hata, protokolün bu fıkradaki "boşanmanın mali sonuçları" ve "çocukların durumu" başlıklarını eksik ya da muğlak biçimde düzenlemesi.

Somut olarak dosyalarda şu tablolarla karşılaşıyoruz: Protokolde "nafaka konusunda anlaşma yoktur" ya da "taraflar nafaka talep etmemektedir" şeklinde tek satırlık bir ifade var; ancak çocuk varsa çocuğun iştirak nafakası, kişisel ilişki düzeni ve velayet konusunda hiçbir hüküm yok. Bu protokolle gelen dosyada hâkim, çocuk yönünden düzenleme yapılmadığı için protokolü "uygun" bulmuyor ve taraflara ek süre veriyor. İstanbul'da yoğun aile mahkemelerinde bu ek süre, dosyanın aylarca sarkması anlamına geliyor.

Velayet ve kişisel ilişki düzenlemesinde "genel ifade" hatası

En sık yakalandığımız noktalardan biri, protokolde velayetin "anneye/babaya bırakılması" yazılması, ancak kişisel ilişkinin (eski adıyla şahsi münasebet) somut olarak düzenlenmemesi. "Uygun günlerde görüşme" gibi bir ifade, icraya konu olmadığı gibi hâkimin de protokolü uygun bulmasını zorlaştırıyor. Uygulamada kabul gören düzenleme, kişisel ilişkinin gün, saat ve teslim yerleriyle birlikte yazılması; bayram, tatil ve yarıyıl dönemlerinin ayrıca belirtilmesi.

Bir diğer hata, velayet düzenlemesinde çocuğun üstün yararına aykırı görünen maddelerin protokole konulması. Örneğin tarafların "çocuk yurt dışına çıkmayacaktır" gibi bir kısıtlamayı protokole eklemesi, hâkimin bu maddeyi çocuğun menfaatine aykırı bulması hâlinde tüm protokolün uygun bulunmaması sonucunu doğurabiliyor. Protokol bir bütün olarak değerlendirildiği için tek bir aykırı madde, tüm süreci geriye sarıyor.

Mal rejimi ve malvarlığı düzenlemesinin atlanması

Anlaşmalı boşanma protokollerinde en sık gördüğümüz eksikliklerden biri, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenlemenin ya hiç yapılmaması ya da "taraflar birbirinden mal talebinde bulunmayacaktır" şeklinde geçiştirilmesi. Bu ifade, hukuken mal rejimi tasfiyesinden feragat anlamına gelip gelmediği konusunda tereddüt yaratıyor. Uygulamada hâkimler, özellikle taşınmaz kaydı olan dosyalarda, tarafların bu konuda ayrıntılı beyanını arıyor.

Dosyalarda gördüğümüz tipik hata şu: Protokolde "tarafların ortak konutu eşlerden birine bırakılmıştır" deniyor; ancak konutun tapuda kimin adına kayıtlı olduğu, varsa ipotek/birikmiş kredi borcunun kimde kalacağı, diğer eşin bu konut üzerindeki haklarından feragat edip etmediği yazılmıyor. Sonradan bu konut üzerinden açılan bir tasfiye davasında protokolün bu maddesi yetersiz kalıyor ve taraflar arasında yeni bir uyuşmazlık doğuyor. Anlaşmalı boşanma, mali konularda "belirsizlik bırakma" lüksü olmayan bir süreç.

Nafaka türlerinin karıştırılması

Uygulamada en sık karşılaştığımız hatalardan biri, yoksulluk nafakası ile iştirak nafakasının protokolde birbirine karıştırılması. Protokolde "nafaka" başlığı altında tek bir tutar yazılıyor; ancak bunun yoksulluk nafakası mı, iştirak nafakası mı, yoksa her ikisi mi olduğu belirsiz kalıyor. Bu belirsizlik, ileride nafakanın artırılması veya kaldırılması davalarında ciddi yorum sorunları yaratıyor.

Bir diğer hata, nafakanın ödenme biçiminin ve artış oranının yazılmaması. "Aylık olarak ödenecektir" ifadesi, ödeme gününü ve artış esasını belirtmiyor. İstanbul Aile Mahkemeleri'nde hâkimler, özellikle uzun süreli nafaka taahhüdü içeren protokollerde ödeme takviminin net olmasını arıyor. Ayrıca nafakanın süresiz mi yoksa belirli bir süre için mi bağlandığı da protokolde açıkça yazılmalı; aksi hâlde taraflardan biri ileride "süreli nafaka kararlaştırılmıştı" iddiasıyla karşı karşıya kalabiliyor.

Duruşmada bizzat bulunma ve irade beyanı sorunu

TMK 166/3 uyarınca hâkim tarafları bizzat dinlemek zorunda. Uygulamada gördüğümüz hata, taraflardan birinin duruşmaya gelmemesi ya da vekille temsil edilmesi hâlinde davanın anlaşmalı boşanma olarak sonuçlanamaması. Dosyalarda sık yaşadığımız tablo: Davacı duruşmaya geliyor, davalı mazeretsiz gelmiyor; hâkim davalıya yeni duruşma günü veriyor ya da dosyayı çekişmeli boşanmaya dönüştürüyor. Bu nedenle müvekkilleri duruşma günü bizzat hazır bulunmaları konusunda önceden uyarıyoruz.

Ayrıca duruşmada tarafların irade beyanının "serbestçe açıklandığına" dair hâkim kanaatinin oluşması gerekiyor. Uygulamada, tarafların duruşmada protokolü "ezbere" onaylaması, hâkimin protokolün içeriğini taraflara tek tek okuması ve her maddeye ilişkin beyan alması ihtiyacını doğuruyor. Bu aşamada tarafların protokol içeriğini bilmemesi, hâkimin protokolü uygun bulmamasına yol açabiliyor.

Protokolün imzalanma biçimi ve vekâletname kapsamı

Son dönemde sık gördüğümüz hatalardan biri, protokolün taraflarca bizzat imzalanmaması ya da vekil aracılığıyla imzalanması hâlinde vekâletnamede anlaşmalı boşanma protokolü imzalamaya özel yetki bulunmaması. Anlaşmalı boşanma, vekil aracılığıyla yürütülebilse de protokolün içeriği ve boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin kabul beyanı, özel yetki gerektiren işlemler arasında değerlendiriliyor. Vekâletnamede bu kapsam yoksa protokolün geçerliliği tartışmalı hâle geliyor.

Bir diğer pratik sorun, protokolün duruşma salonunda imzalanması. Uygulamada hâkimler, protokolün duruşmadan önce hazırlanıp taraflarca imzalanmış olmasını ve duruşmada tarafların bu protokolü "okuyup anladıklarını" beyan etmelerini bekliyor. Duruşma sırasında imzalanan protokol, tarafların yeterince düşünmediği gerekçesiyle hâkim tarafından uygun bulunmayabiliyor.

Sonuç yerine: dosyayı neyle açmalısınız

Büromuzun İstanbul Aile Mahkemeleri'ndeki deneyimi şunu gösteriyor: Anlaşmalı boşanmada başarı, protokolün "usulüne uygun" olmasından çok, "eksiksiz" olmasına bağlı. Dosyayı açmadan önce protokolde velayet, kişisel ilişki, nafaka türleri ve ödeme takvimi, mal rejimi tasfiyesi ve varsa taşınmaz düzenlemelerinin somut biçimde yazıldığından emin olmak gerekiyor. Tarafların duruşmaya bizzat katılacağını, vekâletnamede gerekli yetkinin bulunduğunu ve protokolün duruşmadan önce imzalandığını kontrol etmek, sürecin tek celsede sonuçlanma ihtimalini artırıyor. Anlaşmalı boşanma, tarafların zaten anlaştığı bir süreç olsa da hukuki metnin bu anlaşmayı eksiksiz yansıtması, sonraki uyuşmazlıkların önüne geçmenin en pratik yolu.