Kuvvetli yağış ve fırtına uyarılarının ardından idareye karşı açılan hizmet kusuru davalarını büromuzda yoğun biçimde görüyoruz. Bu dosyaların ortak özelliği, uyarının meteorolojik olarak önceden yapılmış olmasına karşın, idarenin olay anındaki reflekslerinin ve sonrasındaki belge üretiminin savunmada yetersiz kalması. Aşağıda 2026 yılı içinde takip ettiğimiz dosyalarda en sık karşılaştığımız altı hatayı, uygulamadaki karşılıklarıyla paylaşıyoruz.
1) Uyarı İle Önlem Arasındaki Zaman Aralığının Belgelendirilememesi
İdarenin sorumluluğu, uyarıyı almasıyla değil, uyarıyı aldıktan sonra makul sürede hangi somut adımı attığıyla ilgilidir. Dosyalarda en sık gördüğümüz tablo şu: Meteorolojik uyarı yazısı dosyaya giriyor, ancak uyarının idarenin hangi birimine, saat kaçta ulaştığı ve hangi kararın üretildiği belgelenemiyor. Bu durumda mahkeme, "uyarı alındı ama önlem alınmadı" değerlendirmesini yaparken idarenin lehine bir boşluk doğuyor. Bizim pratiğimizde, dava dilekçesinde uyarı metninin tarih-saat bilgisiyle birlikte kurum içi yazışma kayıtlarına bağlanması, hizmet kusurunun ispatında belirleyici oluyor. İdare tarafı ise çoğu zaman "uyarı bize ulaşmadı" veya "ulaştı ama genel nitelikteydi" savunmasına sığınıyor; bu savunmanın çürütülmesi için kurum içi dağıtım kayıtları ayrıca istenmeli.
2) Tahliye ve Kapatma Kararlarının Sürekliliğinin Gösterilememesi
Yağış öncesi alınan önlemlerin çoğu geçici: dere yatağı çevresinde bariyer, alt geçit kapatma, su tahliye pompası konuşlandırma. Dosyalarda gördüğümüz hata, bu önlemlerin yağışın şiddeti arttığında sürdürülüp sürdürülmediğinin kayda geçmemesi. İdare, "önlem aldık" diyor; ancak yağışın pik yaptığı saatlerde bariyerin yerinde olup olmadığı, pompanın çalışıp çalışmadığı, personelin vardiya değişiminde görevi devredip devretmediği belirsiz kalıyor. Hizmet kusuru değerlendirmesinde idarenin kusuru tek bir ana değil, sürece yayılan bir ihmale dayanıyor. Bu nedenle vardiya defterleri, ekipman bakım kayıtları ve olay anına ilişkin tutanakların dava dosyasına kazandırılması kritik.
3) Zararın Nedensellik Zincirinin Koparılması
Uygulamada en çok zorlandığımız noktalardan biri, zararın doğrudan idarenin eylemiyle mi yoksa kaçınılmaz doğa olayıyla mı oluştuğunun ayrıştırılması. İdare savunmalarında sıkça "mücbir sebep" ve "beklenmeyen hal" kavramlarına başvuruluyor. Ancak kuvvetli yağış uyarısı yapılmışsa, artık olayın "öngörülemez" olduğundan söz etmek güçleşiyor. Buna karşın, alt yapı yetersizliği, dere ıslahının tamamlanmaması, ruhsata aykırı yapılaşmaya göz yumulması gibi unsurların zarara katkısı ayrı ayrı ortaya konmalı. Bizim dosyalarda izlediğimiz yöntem, bilirkişi incelemesinde zararın hangi oranda önlenebilir olduğunun sorulması; böylece idarenin sorumluluğu "ya hep ya hiç" mantığından çıkarılıp oransal olarak tartışılabiliyor.
4) Afet Sonrası Hasar Tespitinin Geç ve Standartsız Yapılması
Yağış sonrası hasar tespit komisyonlarının çalışma biçimi, tazminat davasının seyrini doğrudan etkiliyor. Gördüğümüz tipik hata, hasar tespitinin olaydan günler sonra ve çoğu zaman fotoğraflama yapılmadan düzenlenmesi. Su çekildikten sonra yapılan tespit, zararın boyutunu olduğundan düşük gösterebiliyor; özellikle iş yeri zararlarında, stok kaybı ve iş durması zararı tespit dışı kalıyor. Vatandaşın kendi imkanlarıyla aldığı ekspertiz raporları ile idarenin tespit tutanağı arasında ciddi farklar doğuyor. Bu farkların mahkemede giderilmesi için olay sonrası ilk 48 saatte yapılan tespitlerin ayrıca değerlendirilmesi ve gerekiyorsa yeni bir bilirkişi incelemesi talep edilmesi gerekiyor.
5) İdari Başvuru Yollarının Atlanması veya Yanlış Sıralanması
Tam yargı davası açmadan önce idareye başvuru zorunluluğu, uygulamada en çok usul kaybına yol açan başlıklardan biri. Dosyalarda gördüğümüz hata, zararın öğrenilmesinden itibaren sürenin işlemeye başladığının gözden kaçırılması ve başvurunun idarenin farklı bir birimine yapılması. Özellikle belediye ve büyükşehir yapılanmasında zararın hangi birimin faaliyetinden doğduğu netleşmediğinde, başvuru yanlış adrese gidiyor ve süre kaybediliyor. Bizim yaklaşımımız, başvuruyu zararın doğduğu hizmet alanıyla ilişkilendirilebilecek tüm birimlere ayrı ayrı yöneltmek ve her birine ilişkin tebliğ tarihini ayrıca takip etmek. Bu, dava açma süresinin güvenli biçimde korunmasını sağlıyor.
6) Bilirkişi Raporuna İtirazın Zamanında ve Gerekçeli Yapılmaması
Hizmet kusuru davalarında bilirkişi raporu, çoğu zaman dosyanın kaderini belirliyor. Gördüğümüz hata, raporun tebliğinden sonra itiraz süresinin kaçırılması veya itirazın "rapora katılmıyoruz" düzeyinde bırakılması. Oysa itirazın; önlemlerin alınmadığı saat aralığı, uyarı ile olay arasındaki süre, zararın önlenebilirliği gibi somut başlıklara bağlanması gerekiyor. Ayrıca ek rapor talebinin, hangi teknik hususun aydınlatılmadığı açıkça yazılarak yapılması, mahkemenin ek inceleme kararı verme olasılığını artırıyor. Uygulamada, itirazı gerekçeli yapan tarafın sonraki aşamalarda elinin çok daha güçlü olduğunu görüyoruz.
Uygulamada Ne Yapılması Gerekiyor
Kuvvetli yağış kaynaklı zararlarda idareye karşı yürütülen süreçte ilk adım, olay anına ilişkin belgelerin hızla toplanması: meteorolojik uyarı metinleri, kurum içi yazışmalar, vardiya ve ekipman kayıtları, olay sonrası ilk tespitler. İkinci adım, zararın önlenebilir kısmının teknik olarak ortaya konması; bu, hem başvuru hem dava aşamasında talebin çerçevesini belirliyor. Üçüncü adım, idari başvuru ve dava sürelerinin her bir birim için ayrı ayrı takip edilmesi. Bu dosyalarda başarı, çoğu zaman tek bir güçlü delile değil, sürecin baştan itibaren disiplinli biçimde belgelenmesine bağlı. Büromuzda bu tür dosyaları değerlendirirken öncelikle olayın kronolojisini kuruyor, ardından idarenin her aşamadaki davranışını ayrı ayrı hukuki sorumluluk başlıklarına bağlıyoruz.
Önemli Not
Yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; kesin hukuki görüş, tavsiye veya yönlendirme olarak değerlendirilmemelidir.
Her somut olay farklıdır. Hukuki bir karar vermeden önce mutlaka avukat desteği alın.