Deprem Bölgelerinde Hizmet Kusuru İddiasıyla Açılan Tam Yargı Davalarında Uygulamada Gördüğümüz Kritik Eşikler

Deprem sonrası idari yargıya taşınan tazminat taleplerinde büromuza gelen dosyaların önemli bir kısmı, esasa girilmeden usul aşamasında tükeniyor. Uygulamada gördüğümüz tablo şu: Müvekkiller çoğu zaman haklı bir maddi temele dayanıyor; ancak dava dilekçesi, zararın idari davaya konu edilebilir biçimde ortaya konması ve idarenin sorumluluğunun hangi eylemsizliğe bağlandığı noktalarında dosya zayıflıyor. Bu yazıda, deprem bölgelerinde hizmet kusuru iddiasıyla açılan tam yargı davalarında kalemimizde tekrar tekrar karşılaştığımız kritik eşikleri, somut süreç deneyimimiz üzerinden paylaşıyoruz.

Birinci Eşik: İdari Başvurunun Niteliği ve Sürenin Başlangıcı

Tam yargı davasının ön koşulu olan idari başvuru, uygulamada en sık yanlış kurgulanan adım. Dosyalarda gördüğümüz tipik hata, başvurunun "bilgi edinme" veya "hasar tespitine itiraz" dilekçesiyle karıştırılması. Oysa 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi kapsamındaki başvuru, zararın ödenmesi talebini açıkça içermeli ve idarenin hangi eylem veya eylemsizliğine dayanıldığını göstermelidir. Uygulamada idare, bilgi talebine verdiği cevabı "ret" saymadığında ya da başvuruyu zımnen reddettiğinde, dava açma süresinin hesabı dosyanın kaderini belirliyor.

Burada pratikte yakalandığımız ikinci nokta, sürenin başlangıcına ilişkin belirsizlik. Zararın öğrenildiği tarih, hasar tespit raporunun tebliğ tarihi ve idari başvurunun sonuçlandığı tarih çoğu dosyada birbirinden farklı. Dilekçede bu tarihleri ayrı ayrı ve belgeye bağlayarak göstermediğimizde, davalı idarenin ilk itirazı süre aşımı oluyor. Bu nedenle başvuru öncesi yazışmaları, tebliğ belgelerini ve varsa e-Devlet kayıtlarını dosyaya kronolojik bir tablo halinde eklemeyi standart hale getirdik.

İkinci Eşik: Hizmet Kusurunun "Genel" Değil "Somut" İddia Edilmesi

Deprem dosyalarında en sık gördüğümüz zayıflık, hizmet kusurunun soyut biçimde ileri sürülmesi. "İdare gerekli önlemleri almadı" cümlesi tek başına bir iddia değil; hangi önlemin, hangi mevzuattan doğan yükümlülük çerçevesinde, hangi tarihte alınmadığının gösterilmesi gerekiyor. Uygulamada mahkemeler, imar planı kararları, yapı ruhsatı süreçleri, zemin etüt yükümlülüğü, yapı denetim faaliyetleri ve altyapı hizmetlerinin yürütülmesi gibi farklı başlıkları ayrı ayrı değerlendiriyor. Bir dilekçede tüm bu başlıkların toplanması, dosyayı teknik olarak dağıtıyor ve bilirkişi incelemesinin odağını kaybettiriyor.

Büromuzda izlediğimiz yöntem, her dosyada hizmet kusuru iddiasını tek bir ana başlığa indirgemek. Örneğin ruhsata aykırı yapılaşmaya göz yumulması iddiası ile altyapı hizmetinin hiç sunulmaması iddiası, farklı bilirkişilik alanları ve farklı ispat yükleri doğuruyor. İddiayı bölmek, hem bilirkişi raporunun hedefli olmasını hem de idarenin savunmasının daralmasını sağlıyor.

Üçüncü Eşik: İlliyet Bağının Kurulması ve Müterafik Kusur

Deprem gibi doğal olaylarda idarenin sorumluluğu, zararla idari eylem arasındaki illiyet bağının kurulabilmesine bağlı. Uygulamada gördüğümüz kritik hata, dosyada illiyet bağını yalnızca "deprem oldu, bina yıkıldı" düzeyinde bırakmak. Mahkeme pratiğinde, binanın yıkılmasında idari faaliyetin etkisi ile depremin kuvveti ve yapının kendi kusuru ayrıştırılıyor. Bu ayrıştırma yapılmadığında tazminat ya reddediliyor ya da müterafik kusur indirimi dosyayı beklenenin çok altında bir sonuca götürüyor.

Bu noktada somut deneyimimiz şu: Yapı ruhsatı ve denetim süreçlerine ilişkin idari işlemlerin tamamını, dava öncesinde ilgili kurumdan talep ederek dosyaya koymak gerekiyor. Ruhsat tarihleri, tadilat izinleri, yapı kullanma izin belgesi ve denetim kayıtları olmadan bilirkişi, idarenin kusurunu somutlaştıramıyor. Bu belgeler tamamlandığında ise indirim oranına ilişkin tartışma daha öngörülebilir bir zemine oturuyor.

Dördüncü Eşik: Zarar Kalemlerinin Ayrıştırılması

Tam yargı davalarında talep sonucunun belirli olması kuralı, deprem dosyalarında ayrı bir dikkat gerektiriyor. Uygulamada sık gördüğümüz hata, maddi zarar kalemlerinin (bina hasarı, eşya zararı, iş gücü kaybı, destekten yoksun kalma) tek bir toplam üzerinden istenmesi. Bu durumda mahkeme, hangi kalemin hangi belgeye dayandığını denetleyemiyor ve ıslah aşamasında ciddi zaman kaybı yaşanıyor.

Ayrıca manevi tazminat taleplerinde, idarenin ağır hizmet kusuru eşiğinin nasıl kurulduğu dosyanın seyrini değiştiriyor. Dilekçede ağır hizmet kusuru iddiasını, somut olarak ihmal edilen yükümlülüğe bağlamadığımızda, manevi tazminat kalemi genellikle reddediliyor. Bu nedenle her dosyada maddi ve manevi talepleri ayrı başlıklar altında, ayrı delil listeleriyle kuruyoruz.

Beşinci Eşik: Bilirkişi Raporuna İtirazın Zamanlaması ve Kapsamı

Deprem dosyalarında bilirkişi raporu, çoğu zaman dosyanın fiili kaderini belirliyor. Uygulamada gördüğümüz tipik hata, rapora itirazın süresi içinde ama içeriksiz yapılması. "Rapor eksiktir, yeniden inceleme talep ediyoruz" biçimindeki itirazlar, mahkeme nezdinde karşılık bulmuyor. Bunun yerine, raporun hangi teknik varsayıma dayandığını, hangi belgeyi değerlendirmediğini ve hesaplamanın hangi yöntemle yapıldığını madde madde göstermek gerekiyor.

Büromuzda, bilirkişi raporu geldiğinde önce raporun dayandığı belge listesini dosyadaki belgelerle karşılaştırıyoruz. Eksik değerlendirilen idari işlem varsa, ek rapor talebini bu eksikliğe bağlıyoruz. Bu yöntem, ek rapor aşamasında dosyanın teknik çerçevesini korumamızı sağlıyor.

Altıncı Eşik: Görevli ve Yetkili Mahkemenin Doğru Belirlenmesi

Hasar tespitine ilişkin işlemlere karşı açılan iptal davaları ile tazminat talepli tam yargı davalarının ayrımı, uygulamada karıştırılan bir başka nokta. İptal davası ile tam yargı davasının konusu ve sonuçları farklı olduğundan, dilekçede talebin niteliğinin net biçimde ortaya konması gerekiyor. Yetki konusunda ise idari işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer mahkemesinin belirlenmesinde, dosyadaki işlem sayısı arttıkça hata payı yükseliyor. Birden fazla idarenin işlem ve eylemi söz konusu olduğunda, husumetin doğru yöneltilmesi de ayrı bir dikkat noktası.

Sonuç: Dosyayı Esasa Girmeden Kaybetmemek İçin

Deprem bölgelerinde hizmet kusuru iddiasıyla açılan tam yargı davalarında başarı, büyük ölçüde dava öncesi hazırlığın disiplinine bağlı. İdari başvurunun içeriği ve süre hesabı, hizmet kusurunun somutlaştırılması, illiyet bağının belgeye dayalı kurulması, zarar kalemlerinin ayrıştırılması, bilirkişi raporuna itirazın gerekçelendirilmesi ve görev-yetki tespiti; bu altı eşiğin herhangi birinde yaşanan eksiklik, dosyanın esasına girilmesini engelleyebiliyor. Müvekkillerin bu süreçte yapması gereken en temel şey, idari yazışmaları ve tebliğ belgelerini eksiksiz saklamak ve hukuki değerlendirmeyi dava açmadan önce yaptırmak. Mevzuat çerçevesinde yürütülen bu süreçlerde, dosyanın her aşamasının belgeye bağlanması, hem usul itirazlarının önüne geçiyor hem de tazminat talebinin öngörülebilir bir zeminde değerlendirilmesini sağlıyor.