Aile İçi Şiddet Soruşturmalarında Savunma Hazırlarken Dikkat Ettiğimiz Usul Hataları

Aile içi şiddet iddialarına dayanan soruşturmalar, ceza muhakemesi pratiğinde en hızlı ilerleyen ve en az usul tartışmasına tahammülü olan dosya tiplerinden biri. Büromuzda bu dosyaları savunma tarafından takip ederken fark ettiğimiz temel gerçek şu: soruşturmanın ilk kırk sekiz saati, dosyanın geri kalanını belirliyor. Cumhuriyet savcılığı nezdinde alınan ifade, koruma tedbiri talepleri, uzaklaştırma kararı ile ceza soruşturmasının kesiştiği alan ve delil toplama sırası; sonraki aşamalarda düzeltilmesi çok zor bir zemini oluşturuyor. Aşağıda, uygulamada savunma cephesinden yakalandığımız ve müvekkil aleyhine dönen tipik usul hatalarını paylaşıyoruz.

1. Şüpheli sıfatıyla ifade öncesi dosyanın okunmaması

Uygulamada en sık gördüğümüz hata, şüphelinin müdafii ile birlikte ifadeye çağrıldığı anda dosya içeriğine dair somut bilgi sahibi olmadan beyanda bulunması. Soruşturma dosyası kural olarak gizli olsa da, müdafii sıfatıyla ifade öncesinde dosyada bulunan evrakı inceleme ve özellikle şikâyet dilekçesi, olay tutanağı, varsa sağlık raporu ve kolluk ifadelerini görme imkânı pratikte büyük ölçüde kullanılabiliyor. Bunu talep etmeden ifadeye geçildiğinde şüpheli, iddianın kapsamını tahmin ederek savunma yapıyor; sonradan ortaya çıkan bir ayrıntı, ilk beyanla çelişki olarak karşımıza çıkıyor. Çelişki, savunmanın inandırıcılığını doğrudan etkiliyor.

2. Sağlık raporu ve darp iddiasının teknik olarak sorgulanmaması

Aile içi şiddet dosyalarında tıbbi delil merkezi konumda. Ancak uygulamada, dosyaya giren sağlık raporunun içeriği yeterince irdelenmeden kabul ediliyor. Büromuzda bu raporları incelerken baktığımız noktalar şunlar: raporun hangi birim tarafından, olaydan ne kadar süre sonra düzenlendiği; yaralanmanın niteliği ile iddia edilen eylem arasında nedensellik kurulup kurulmadığı; lezyonun yaşına ilişkin tıbbi tespitin bulunup bulunmadığı; eski lezyonlarla yeni lezyonların raporda ayrıştırılıp ayrıştırılmadığı. Rapor bu başlıklarda belirsizse, savunmanın bunu soruşturma aşamasında dile getirmesi gerekiyor. İddianame düzenlendikten sonra aynı itirazı kovuşturma aşamasında yapmak mümkün olsa da, soruşturma aşamasındaki etkisi çok daha yüksek.

3. Uzaklaştırma kararı ile ceza soruşturmasının karıştırılması

6284 sayılı Kanun kapsamında verilen koruyucu ve önleyici tedbir kararları ile ceza soruşturması iki ayrı rejime tabi. Uygulamada savunma tarafında sık yapılan hata, uzaklaştırma kararına itiraz süreci ile soruşturmadaki savunma stratejisinin aynı zeminde yürütülmesi. Uzaklaştırma kararına itirazda esas alınan gerekçeler ile soruşturmada ileri sürülen savunma farklı olabilir; hatta bazı dosyalarda birbirini zayıflatabilir. Aile mahkemesi nezdindeki tedbir dosyasında "ilişki devam ediyor" çerçevesinde bir anlatı kurulurken, ceza soruşturmasında "olay hiç yaşanmadı" savunmasına dayanmak, dosyalar birleştiğinde tutarsızlık olarak okunuyor. Bu nedenle iki süreci baştan eşgüdümlü planlamak gerekiyor.

4. Beyan ve delil sıralamasının yanlış kurulması

Soruşturma aşamasında savunma tarafı olarak delil sunma sırası stratejik bir tercih. Uygulamada gördüğümüz hata, tanık beyanlarının şüpheli ifadesinden önce dosyaya girmesi. Bu durumda tanıklar, henüz şüphelinin savunma çerçevesi ortaya çıkmadan dinleniyor ve savcılık, sonradan sunulan savunmaya göre tanık beyanlarını yeniden değerlendirme ihtiyacı duyuyor; bu da dosyanın uzamasına ve şüpheli aleyhine yorumlara kapı açıyor. Öte yandan yazılı delil, mesaj kayıtları, konum verileri gibi unsurların zamanında ve usulüne uygun şekilde dosyaya sunulması, sonradan "bu delil sonradan üretildi" itirazıyla karşılaşmamak için önemli. Büromuzda bu dosyalarda delil sunumunu ifade sonrasına planlıyor, ancak acil delil kaybı riski varsa ayrı bir dilekçeyle öncelikli sunum yapıyoruz.

5. Soruşturmanın gizliliği rejiminin yanlış yorumlanması

Ceza Muhakemesi Kanunu çerçevesinde soruşturma evresinin gizliliği, müdafiin dosyayı inceleme hakkını ortadan kaldırmıyor. Ancak uygulamada, özellikle aile içi şiddet dosyalarında, kolluk birimlerinin müdafie dosya içeriği hakkında bilgi vermekten imtina ettiği durumlarla karşılaşıyoruz. Bu noktada yapılması gereken, sözlü talebin yanı sıra yazılı olarak dosya inceleme talebinde bulunmak ve cevap verilmemesi halinde bu durumu tutanağa geçirtmek. Ayrıca şüphelinin ifade sırasında susma hakkını kullanması halinde, sonraki aşamada sunulacak savunmanın dayanağı olacak delillerin toplanması için ayrı bir dilekçeyle savcılığa başvurulması gerekiyor. Bu adımın atlanması, kovuşturma aşamasında "soruşturmada hiçbir delil sunulmadı" şeklinde aleyhe yorumlanabiliyor.

6. Kolluk ifadesi ile savcılık ifadesi arasındaki farkın denetlenmemesi

Uygulamada şüphelinin önce kollukta, ardından Cumhuriyet savcılığında ifadesi alınıyor. İki beyan arasında çelişki olması halinde, savcılık ifadesinin kolluk ifadesini düzeltme amacı taşıdığı açıkça ortaya konmadıkça, aleyhe bir delil olarak kullanılabiliyor. Bu nedenle savcılık ifadesinde, kolluk beyanındaki bir ifadenin düzeltilmesi gerekiyorsa bunun gerekçesi açıkça yazılmalı; örneğin "kollukta baskı altında söylenen şu ifadeyi düzeltiyorum" gibi bir çerçeve kurulmalı. Aksi halde iki beyan arasındaki fark, savunmanın tutarsızlığı olarak okunuyor.

7. Koruma tedbiri taleplerine karşı savunmanın gecikmesi

Aile içi şiddet soruşturmalarında savcılık, tutuklama veya adli kontrol talebini hızlı biçimde sulh ceza hâkimliğine taşıyabiliyor. Uygulamada savunma tarafında yapılan hata, tedbir talebine karşı savunmanın duruşma anında sözlü olarak yapılması ve yazılı bir savunma dilekçesinin önceden sunulmaması. Hâkimin dosyayı hızlı değerlendirdiği bu süreçte, önceden sunulmuş ve somut delillere dayanan yazılı bir savunma, tedbir kararının içeriğini doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle tedbir talebinin öğrenilmesiyle birlikte yazılı savunma hazırlanması ve dosyaya sunulması gerekiyor.

Uygulamada dikkat ettiğimiz çerçeve

Bu dosyalarda savunmanın temel dayanağı, olay anlatısının bütünlüğünü korumak ve usul adımlarının zamanında atılmasını sağlamak. Şüpheli ifadesi, delil sunumu, koruma tedbiri süreci ve aile mahkemesi nezdindeki tedbir dosyası birbirinden bağımsız yürütüldüğünde, aynı olay hakkında birbiriyle çelişen anlatılar ortaya çıkıyor. Bu çelişkiler, savcılık ve mahkeme nezdinde savunmanın inandırıcılığını zayıflatıyor. Büromuzda bu tip dosyalarda izlediğimiz yöntem; soruşturmanın ilk aşamasından itibaren tüm süreçleri tek bir olay anlatısı etrafında kurgulamak, her usul adımını yazılı hale getirmek ve delil sunumunu sıralı biçimde planlamak. Aile içi şiddet iddialarına dayanan soruşturmalarda savunma, esasa ilişkin argümanlar kadar usul disipliniyle de ayakta duruyor.